Ayşe Gülgün Bayram


özgeçmişim


Karadeniz, maviye ve yeşile vurgundur. Başka tona yer yoktur onda. Sadece yağmurun habercisi kara bulutları hariç. Bazen hırçınlığıyla çekilmezdir, sahili aşındıran azgın dalgalarıyla sakinleşmeye çalışır. Bazen de ona bakan gözleri ufka götürecek kadar sessizliğine bürünmüştür. Yeşille mavinin kucaklaştığı Karadeniz’in şirin sahil kasabası Eynesil’de doğdum. İlk ve ortaokulu burada okudum. Edebiyata olan sevdam yüreğime ortaokul yıllarında düştü. Sevdaları yarım yaşamayı sevmeyen gönlüm, edebiyat öğretmeni olunca da sevdasına tam kavuştu. Ortaokulda Türkçe öğretmenime “Ben öğretmen olacağım!”sözlerini söylediğimi ben unutsam da yıllar sonra Türkçe öğretmenimle Sis Dağı’nın bir yayla evinde karşılaştığımda bu sözlerimi hatırlatarak yerine getirdiğimi söyleyen öğretmenim karşısında gururlanmadım desem yalan olur.

Ortaokuldan sonraki durağım Beşikdüzü Anadolu Öğretmen Lisesiydi. Edebiyata olan sevdamda beni öğretmenliğe taşımada önemli bir basamak olarak gördüğüm Beşikdüzü Anadolu Öğretmen Lisesi’nin beni, hayata hazırlamada çok rolü olduğunu düşünüyorum. Birbirimize kırılsak da ihtiyaç duyulduğunda kenetleniveren dostluklarımızla, hâlâ devam eden, arkadaşlıklarımızla, öfkelerimizle, sohbetlerimizle, gözyaşlarımızla, yatakhanemizle, mutluluklarımızla ve idealistliğimizle liseli birer gençlerdik. Anadolu Öğretmen Lisesi mezunu olmanın gururunu hep yaşamışımdır. Bu güzelliklerle Karadeniz’in sahilinde ilerlerken kendimi Karadeniz Teknik Üniversitesi- Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği bölümünde buldum. Aşina bir şehre alışmak benim için zor olmadı.Arkadaşlık ve dostluk yönünden hep şanslı olduğumu düşünmüşümdür. O güzel dostlarla dört yılın üniversitede nasıl geçtiğini anlayamadım.

Artık edebiyat öğretmeniyim, gönlüm şimdi sevdaya vuslat buldu derken Arifiye Anadolu Öğretmen Lisesinin kapısındaydım. Trenlerin uğrak yeri olan Arifiye’ye trenle değil, kaderle gelmiştim. Su, çatlağını buldu diyordum içten içe. Bu edebiyat sevdamı yüreğime sığdıramayıp Sakarya Üniversitesi- Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde yüksek lisansa başladım. İnsan hayatında ilklerin her zaman özel olduğu âşikârdır. Arifiye Anadolu Öğretmen Lisesi de benim için öyledir.İlk öğretmenlik, ilk öğrenciler, ilk heyecan… Öğretmenliğin sadece bilgiyle değil, yaşayarak öğrenildiğini buradaki yıllarımın bana kazandırdıklarıyla idrâk ettim. Yüksek lisansımı da tamamlayınca doğu hizmetim için uzak diyar Mardin’deydim.

Taş şehir Mardin, tarihin buram buram kokusu duyulan evleri, medreseleri, dualarımın O’na ulaştığı camileri, farklı dinin mekanı kiliseleri, Arapça – Kürtçe sözcüklerin işitildiği dar sokaklarıyla benim için farklı bir kültürdü. Bu kültürü sindirmek kolay oldu diyemem. Bende yoksun olduğunu fark ettiğim sabır erdemini yaşayarak öğrendim. Bazen Mardin Kalesi’nin dinozora benzeyen ihtişamlı görüntüsü eşliğinde, bazen de Mezopotamya Ovası’na karşı çayımı yudumlarken bu şehirde yaşamaya alıştım. Batıda, kaybolmuş ya da kaybolmaya yüz tutmuş misafirperverliğin bu topraklarda yaşıyor olması mutluluk vericiydi. Üç yıllık doğu hizmetimi tamamladıktan sonra “geri döneceğim diyerek kendime söz verdiğim” Sakarya’ya döndüm. Tes-İş Adapazarı Anadolu Lisesinde görev yapmaktayım. Hayat rüzgârının benim için ne düşündüğünü bilmiyorum; ama ben güzel şeyler düşünüyorum ki güzelliklerle karşılaşayım diye…


Bugün: 3
Toplam: 477 kez okundu