Enver Arslan

köyüm eski köy değil
Sayın Mustafa Tahsin kardeşim, öncelikle böyle site hazırladığınız için, sizi kutlar, sağlık ve mutluluklar dilerim. Bazı düşüncelerimide sitenizde paylaşmak istiyorum.
1957 yılında Doymuş köyü Gökçebel mahallesinde doğmuşum. Babam, Hopolo Ali'nin oğlu Mustafa, Annem ise Şadılı Yakup kızı Elmas Pirdal. Babam iki evlilik yapmış, ikinci annem ise Doğankent merkeze bağlı Süttaşı mahallesinden Şaban Ali'nin kızı Helime. 3 erkek, bir kız çocuğu Elmas annemden, 3 kız bir erkek de Helime annemden olmak üzere toplam sekiz kardeşiz.
Daha kendimi ve çevreyi tanıyacak durumda değilken, 4 yaşıma gelmeden hayatımda hiçbir zaman unutamayacağım acıyı yaşadım, babamı kaybettim. Rahmetli Hopulo Ali Dedem, bize babamın yokluğunu hissettirmemeye çalışıyor, zaman zaman bizi karşısına alıp sohbetler ediyor, öğütler veriyordu. İlkokulu bitirip, ortaoukula başlamaya hazırlandığım, 1971 yılının Eylül ayında ne yazık ki dedemi de kaybettik. İşte o zamandan sonra babamın yokluğunu daha da çok hissetmeye başladım. Allaha çok şükür ki Rahmetli Elmas annem ve Helime annem, el ele verip, dayanışma örneği göstererek, ailemizin dağılmamasını sağladılar. Onların bu dayanışması nedeniyle kardeşler arasında hiçbir zaman öz-üvey problemi olmamıştır. Okuyanı okuttular, evlenme çağına gelenleri evlendirdiler. Bu evrelerden geçerken, başta dayımın, teyzemlerin maddi ve manevi destekleri bunun yanında, diğer akrabalarımızın da manevi destekleri hep üzerimizde olmuştur, ölenleri rahmetle, yaşayanları saygı ile anıyorum. Ayrıca amcamız ve halamız da olmadığından, anne tarafındaki akrabalarımızın da bizlere sıcak davranması nedeniyle olsa gerek, onları da çok seviyoruz.
Okul çağına geldiğimde, Şadı altında bulunan, Çatalağaç, Doymuş, Üçdaş ve Güvenlik köylerinin öğrencilerinin devam ettiği ve bugünkü adı ile bir bölge okulu konumunda olan Çatalağaç Köyü İlkokuluna başladım. Hemen burada bizlere okuma yazmayı öğreten Sn. İsmet Güvendi ve İrfan Temel öğretmenlerimizi saygı ile anmak istiyorum. Arkadaşlıkların, dostlukların temeli burada başladı. Sn. Mustafa Tahsin Güvendi kardeşimin de yazılarında belirttiği gibi, Hergün püsküllü çantalarımızda bir parça mısır ekmeği ve yanında katık olarak bir şişe ayran, öğle tatillerinde değirmenin önündeki taşların üzerlerinde gruplar halinde azıklarımızı yediğimiz günleri unutmak mümkün mü? Hergün okula elimizde birer odunla gelir, belirli günlerde gruplar halinde biriken odunları, sobada yakmak üzere keser, sıra halinde istif yapardık. Öğle tatillerinde çoğunlukla iddialı voleybol ve futbol maçları ederdik. Bazen de yakan top, seksek, çizgi, kovalamaca vb. oyunlar oynardık. Arasıra öğle tatillerinde Doymuş altındaki Halis Amcanın fırınından çeyrek ekmek almaya, bazende Şadı altındaki kahve yanına doğru giderdik.
Doymuş altında Halis Amcanın Fırını, Muhtar Ahmet'in bakkalı, Mehmet Amcanın kahvesi, Şadı altında Kuşgözgilin kahvesi, Nomangilin kahvesi, (bir ara Terzi Ali amcanın da terzi dükkanı) dayımın evi, Mustafa Amcanın evi, Egelo dayının kazma-kürek yaptığı dükkan, sonradan yapılan Kandazgilin kahve ve dükkanı ile İzetgilin boş binası vardı. Buralar da bir canlılık, bir hareket vardı. Gurbetten, yaylalardan, pazadan ve köylerden gelenler buralarda dinlenir, çaylarını içerlerdi. Tabii sabahlara kadar kumar oynayanlar da vardı.
İlkbahar ayları gelince, Harşıt vadisinde bulunan köylerden yaylalara göçler başlardı. Sürüler halinde kelekli, çanlı kuzulamış koyun ve keçiler, sığırlar, korlu at ve katılar gruplar halinde araba yolu boyunca gelir, tarihi Şadı Köprüsünden geçerek bizim mahalleden geçen göç yolundan yukarı yaylalara giderler, sonbahar gelince de aynı yoldan geri gelip, köylerine dönerlerdi. Yaz ayları boyunca bizim göç yolu cıvıl cıvıldı. Özellikle Şadılı akrabalar bize uğrarlar, dinlenip yollarına devam ederlerdi. Bizler akrabaların uğramasından mutlu olurduk.
Sonbahar gelince, bazı akşamlar, Keldaş yaylasından aşağı gelen Akçaabatlı kaçak tütün satıcıları da gruplar halinde bu yollardan geçip giderlerdi.
Şadı köprüsünün bağladığı bu göç yolu, bizim bölgemizin ipek yoluydu. Tirebolu - Torul Karayolunun yapılmaya başlamasıyle, Doymuş ve Şadı altındaki yerleşim alanlarının bir kısmı yıkılmış, Tarihi Şadı Köprüsü hasarlanmıştı. 1990 yılı Haziran ayında meydana gelen sel feleketinde ise bu yerler tamamen yok olmuştur. Tarihi Şadı köprüsünün yaptırılması için çalmadık kapı bırakmadık. Ne yazık ki bir sonuç alamadık. Ne Doymuş köyü nede Çatalağaç köyü muhtarlıklarından yeterli destek göremedik. Kendi mahallemizin gurbette bulunan insanları ile yardımlar topladık, köprüyü yaptırmak üzere İstanbul'dan malzemeler aldık ve köprünün yerine gönderdik. Projelendirdik. Çabalarımız devam ederken, hayır için gönderdiğimiz malzemelere birşey olmaz diye düşünürken, malesef, bu malzemelerimizi bir gecede kaybettiler. Hayallerimizi de yok ettiler. Bunu yapanları Yüce ALLAH'a havale ediyoruz. Böylece 1. Dünya savaşında Rusların dahi yıkmadıkları Tarihi Şadı Köprüsü tarihe karışmış oldu.
Büyük şehirlere göç nedeniyle köylerimizin nüfusu sürekli azalmaktadır. Köprü yok olduktan sonrada tarihi göç yolu işlemez, akrabalar-dostlar uğramaz oldu. Soğuk sularını ve Olukayağında yorgunluk çayını içerek yürüdüğümüz yayla yolları ağaçlarla daralmış, işlemeyen yollar viraneye dönmüş. Yaylalara göçenlerimiz de hayvanlarını artık arabalarla götürüyorlar.
30 yıldan fazla bir zamandır İstanbul'da yaşıyorum. Eski köyümü, taşları toprakları düşünüyor ve özlüyorum. Bu hasretle memlekete gittiğimde, bıraktığımız insanların çoğunu göremiyoruz, ayrıca Doymuş ve Şadı altındaki binalarla, 5 yıl okudumuz okuldan hiç bir iz göremeyince yüreğimdeki sızı artıyor, üzülüyorum.
Sözü daha fazla uzatmadan, Ozanın dediği gibi, Köyüm eski köy değil diyorum. Herkese selam, saygı ve sevgilerimi iletiyorum.
Bugün: 2
Toplam: 1006 kez okundu
