Esma Güvendi

biyografim
Başkalarının hayatını okumak güzel, ama kendi hayatını yazmak zor. Yazmak geçmişi yeniden yaşatıyor. Ben hiç güzellikler yaşamadım. Onun için yazmak sıkıntı veriyor.
Çatalağaç Köyü’nde, Mehmet ve Yeter’den doğma, babamın sekiz çocuğundan biri ve kızların en küçüğüyüm.
Annemi 1961’de kaybettim. Ölenler geri gelir sanırdım. Bir gün geçti, iki gün geçti geri gelmiyor. Yeğenim İhsan ile birlikte mezarlığa çağırmaya başladık. Biraz İhsan çağırıyor, biraz ben çağırıyordum. İhsan diyordu ki “Bak ses verdi geliyormuş.” Dedem sesimizi duyunca gelip beni aldı ve odasına götürdü. Beni kucakladı, ağladı ve bana şeker verdi. Bir daha çağırma dedi. O zaman annemin geri gelmeyeceğini anladım.
Annem öldükten sonra babamın tekrar evlenmesini istemiyorduk. Cevdet ile çivili bir değnek hazırlamıştık. Gelen kadını onla dövecektik. Fadime annemiz vardı zaten. Ama dövemedik. Pamuk annemizi gidip kendimiz alıp eve getirdik (Cevdet gitmedi). Benim iki annem oldu. Fadime ve Pamuk. Onlara hiç anne demedim. Hayatımda anne kelimesini kullanmadım. Klasik üvey anne tiplemesi vardır. Onlar, üvey anne olmadılar. Ne istediysek yaptılar. Biz onlara bağırdık, onlar bize bağırmadılar. Çok iyi bakıldık. Başkalarının öz anneleri bile onların bize yaptıklarını yapamamışlardır. Fadime 1989’da, Pamuk 2004’de aramızdan ayrıldılar. Nur içinde yatsınlar.
Babama çok düşkün olduk. Onu çok sevdik. Bize hem ana hem baba oldu. Her istediğimizi yaptı. Babam ölünceye kadar mezarlıktan korkardım. Artık korkmuyorum. Küçük olduğumuz için anne acısını bilmiyordum. Babam arkamdaki dağ, tutunduğum dal idi. Onlar yok oldu. 2000 yılında gitti. Sık sık kameralardan izleyip hasret gidermeye çalışıyorum. Cennette olduğunu biliyorum. Nur içinde yat canım babacığım.
İlkokula geç başladım. Okul uzaktı, o yokuşu çıkmak için 8-9 yaşlarına gelmek gerekiyordu. Okula Çatalağaç Köyünde başladım. Eymur Köyünde bitirdim. Durmuş ağabeyim orada çalışıyordu. İlkokulda okurken bir gün öğretmenimizin hanımı sınıfa geldi. Bana “Senin saçın neden taranmamış?” dedi. Sustum, komşumuzun oğlu Mehmet Şahin “Onun anası yok” dedi. Hanım “Ablası da mı yok?” dedi. Mehmet de “Var ama o da küçük” dedi. Çok utanmış ve rencide olmuştum. Onu hala affetmiyorum. İlkokuldan sonra Beşikdüzü Öğretmen Okuluna oradan Giresun Eğitim Enstitüsü’ne gittim. 1978 yılında öğretmen oldum. Bir yıla yakın Maraş Pazarcık Söğütlü Köyü'nde, bir yıl ilkokulu bitirdiğim Eymur Köyü İlkokulu'nda, beş yıl Giresun Doğankent İlkokulu'nda, altı yıl Konya Ereğli Durlaz Köyü ve İvriz Uygulama İlkokulu'nda, bir yıl Sakarya Arifiye Kazım Karabekir İlkokulu'nda çalıştım. 1993 yılından beri Arifiye Arifbey Bekir Sıtkı Durgun İlköğretim Okulu'nda çalışmaktayım. Sayısız öğrenciler okuttum, birçok arkadaşlarım oldu. Hepsini iyiliklerle anıyorum.
1979 yılında evlendim. Orkun’um 1980’de doğdu. Hep hastaydı. Yedi aylıkken havale geçirdi. Havale olduğunu bilmiyordum. Morarınca üşüyor diye yine ısıtıyordum. Kas hücreleri felç olmuş. Çalışan bir anne olarak, 28 yıldır bebek gibi bakıyorum. Kabul etmem zor oldu. Çok ağladım. Olayları değiştiremeyeceğimi gördüm. Gökhun’um doğdu. Gökhun ile birlikte küstüğüm dünyaya yeniden bağlandım. O varsa, o da var dedim. Gökhun’u okula hazırlarken; Orkun’a bunları sana yapamadım diye ağıtlar yaktım. Üzgünüm...
Bir insan nasıl doğarsa öyle gidiyor galiba. Bu dünyada gülmek yasak. İnşallah öbür dünyada güleriz.
Bugün: 3
Toplam: 817 kez okundu
