Huzura Özlem

Biz şehirliler, doğadan uzak yaşıyor, çok katlı evlerde barınıyoruz. Komşularımızla ilişkilerimiz yok denecek kadar az. Sabah işlerimize yollanırken kuru bir “günaydın” ; akşam günü yorgunluğuyla evlerimize dönerken basit bir “iyi akşamlar”! İş arkadaşlarımızla olan ilişkilerimiz için de durum hemen hemen aynı. Çok çalışıyoruz, sürekli acele ediyoruz, “geç kalmak” tan çok korkuyoruz. Sohbetlerimiz kısa acele dolu ve sığ. Söyleyip kaçıyoruz.
Hep önümüze bakıyoruz! Yana yöreye bakmak hak getire. Etrafıyla ilgili fotoğrafa meraklı bir arkadaşım anlatıyordu geçenlerde. Yaşadığı yerin günün farklı anlarında fotoğraflarını çekmiş, bunları komşusuna göstererek “bak bakalım beğenecek misin?” demiş. Elindeki manzaralara hayranlıkla bakan komşusu” yahu kimileri ne de güzel yerlerde yaşıyorlar böyle” diye kıskançlıkla iç geçirmiş. Vaziyet işte böylesine vahim!
Doğayı yağmaladık, ağaçları kestik, yeşilliklerin üstüne dev gökdelenleri kestik, caddeler kurduk, evleri sıklaştırdık. Yeşile yaşama şansı bile tanımadık. Vaktiyle dostlarla uzun yürüyüşler yapılırdı; bu yürüyüşlerde muhabbete doyulmazdı. Şimdi nerde yürüyeceksin? Yaşadığım şehrin en meşhur caddesi, günün her saatinde insan kalabalığıyla yoğrulur. Zaman zaman bu kalabalığın içinde olan ben de “ bu insanlar nereye gidiyor” diye düşünmeden edemiyorum. Bu kadar rağbetin olduğu caddenin iki yanı dükkân dizisi. Dükkânlar gözlerini dikmiş müşterilerine bakıyor. Böylesi bana göre değil! Şöyle Sapanca da göle nazır hoş bir piknik yapayım desen ne mümkün! Kimileri en güzel yerleri çevirmiş, içine lokantalar yapmış. Sen de nasibine düşen bir yer bulabilirsen ne mümkün.
Geçenlerde gazetede okuduğum bir yazıda; ortalama bir insan ağırlığının 600 katı çöp üretiyormuş. Çocuklarımıza bunu bırakıyoruz işte! Her şeyi tüketiyoruz, elimizden hiçbir şey kurtulmuyor, soluduğumuz havayı bile kirletmeye başladık.
Hafta sonları iki gazete alıyorum. Şu hafta sonu gazetelerde ne dolu oluyor, canım. Ekleriyle bir gazete; şöyle kalın bir kitaba taş çıkartıyor hani. Olsun! Okumak güzeldir diyor, sayfaları bir bir çeviriyorum. Buna rağmen, saklamak olmaz, içimde bir suçluluk duygusu belirmiyor değil. Kesilen onca ağacı düşünüyorum nedense. Doğayla barışık, onun içinde olmayan kişi kendisiyle ve insanlarla nasıl barışık olabilir.
Bu uğraşımızın asıl gayesi “mutlu ve huzurlu olmak” değil midir? “mutlu insan” dan yani çevresiyle uyumlu, üreten, yeniliğe açık, sağlıklı, akşam başını yastığına huzur içinde koyan insandan bahsediyorum. Bizim şehirli insanlarımız için uzak şeyler bunlar. Evet, onunda çabaları “mutlu” olmaya dairdir, özünde. Ama onun mutluluk fikirleri daha çok maddiyat üzerine çizilmiş. Böyle düşünen şehirli, hemen biriktirmeye girişir. Diğer şehirlinin planın ise hırsın güttüğü mevki, rütbe merkezlidir. Sonu gelmez planlarla ruhu yormaktadır. Her ikisi de sabah yorgun ve sinirli kalkar yataklarından. Mutlu olan ise bahçesini eken uzaktaki adamdır oysa.

Bir yakınım uzun yıllar süren yoğun iş hayatından sonra emekliye ayrılınca, ömrünün kalanını sağlıklı ve hür yaşama hayalleriyle, o uzaktaki adamın yanına gitmeye karar vermişti. Ama yarış içinde geçen hayatı ona, öylesine çok sağlık sorunları çıkarmıştı ki huzur ve mutluluğa ayırdığı vaktini şu hastane senin bu kaplıca benim derken tüketip gitmişti. Geç kalmıştı maalesef! Benzer bir gelecek değil mi bizi bekleyen?
Biz şehirliyiz; tüketen, yalnız, hesaplı ve özlem içinde, sevgileri yarına bırakan … Bir şehirliye en beğendiği kelimeyi sormuşlar: “Tatil” demiş. “Çünkü onun için çalışıyor ve yaşıyorum”
Gelmesini dört gözle beklediğim tatilde ise güzel yurdumun her yanında var olan bakir, yaylalarda alırım soluğu. O güzelim tabiatı seyrederek, ciğerlerimin temiz hava sevincini, doyamadığım yürüyüşlerle paylaşırım. İçime huzur veren o engin manzaralar beynimdeki tüm olumsuzlukları götürmüştür. Gözlerimin ziyafetine de diyecek yoktur. Kemençenin sesiyle, herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği duygu yüklü türkülerle kanatlanıp çocukluğuma her şeyin yalansız ve gösterişsiz olduğu, sahte söz ve gülücüklerin olmadığı günlere giderim. Duvarları taşla örülmüş, çatısı tenekeyle örülmüş küçücük yayla evinin yağmurlu bir akşamında, yağmur damlalarının tenekeye vurduğu sesle geçmişe gider, derin bir uykuya dalarım.
Sevgilerimle.
Bugün: 4
Toplam: 3362
