istemek

Öğretmenlik kuralarını çekmek için Ankara’ya gitmiştim. Atama kuraları Ankara Olgunlaşma Enstitüsünde yapıldı. İngilizce öğretmenlerini büyük bir salonda topladılar. Bir kişi isimleri okuyor, ismi okunan gelerek cam bir kâseden içinde atama yapılacak il isimlerinin bulunduğu kâğıtlardan birini çekerek yetkili kişiye veriyordu. Benim ismim okundu. Kâsede bulunan rulo yapılmış kâğıdı aldım ve ilgili kişiye verdim. Antalya Merkez Ortaokuluna depo tayini olduğum ilan edildi. Salonda çok kuvvetli bir alkış koptu.
Bizim zamanımızda okullar mezun öğrencilerin isimlerini Milli Eğitim Bakanlığına bildiriyordu. Kuraya katılsın veya katılmasın bütün öğretmenlerin atamaları yapılıyor ve adreslere bildiriliyordu. Kuralarımız 15 Ekim 1978 günü çekildi. Memlekete döndüm. Hazırlandıktan sonra Ekim ayının son haftasında Antalya’ya gitmek üzere köyümden ayrıldım.
O zamanlar ulaşımda çok güçlük çekiliyordu Otobüslerde sigara içiliyordu. Tirebolu’dan Ankara’ya varana kadar sigara dumanından midem altüst olmuştu. Şimdi ne kadar rahat, sigara yok, yollar çift şeritli, otobüsler konforlu… Neler çekmişiz...
Ankara’dan Antalya’ya bilet aldım. Otobüste koltuk arkadaşımla tanışıp sohbete başladık. İsmini unuttum. Antalya’da avukat olduğunu söylemişti. Aslen Antalya’nın Gündoğmuş ilçesinden olduğunu ekledi. Benden Gündoğmuş ilçesinde bir okula gitmemi istedi. Orda kendi evi olduğunu, bana her konuda yardımcı olacağını ve evinden kira almayacağına da söz verdi. O akşam beni evine davet etti. Ben de tanıdıklarıma gideceğimi söyledim. Yarın görüşürüz deyip ayrıldık.
Ertesi gün avukatın bürosuna gittim. Gündoğmuş ilçesinde bir okula gideceğimi belirten dilekçeyi yazıp bana verdi. Dilekçeyi vermek için Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gittim. Oradaki memur bana sen Gündoğmuşlu musun, dedi. Karadenizli olduğumu söyledim. Bu ilçeye gördün mü, dedi? Yok, deyince bana doğru baktı. Orası çok zor şartlarda varılan bir yer, çok sıkıntı çekersin, dedi. Antalya da çok güzel başka boş okullar olduğunu söyledi. Avukatla olan konuşmalarımı anlattım. Nihayetinde dilekçemi ona bıraktım. Memur dilekçeyi yırtıp çöpe attı. İki gün içinde yerleriniz belli olacak ve nereye çıkarsa gidersin diye ekledi.
İki gün sonra Milli Eğitim’e o memurun yanına vardım. Gülümseyerek kararnamemi verdi. Atamam Finike Cumhuriyet Lisesi’ne yapılmıştı. Finike’ye nasıl gideceğimi sordum. Tarif etti. Okulunu görünce bana dua edersin, sahilde, çok güzel bir yer, dedi
Ama ben o avukatı hala saygıyla anıyorum. Çünkü Gündoğmuşluları seviyor ve onların çocukları için yapabileceği fedakârlığı esirgemiyordu. Gündoğmuşluların bundan haberi yok. Onların gıyabında bunu yapıyor. Bu ülkede böyle çok sayıda soylu insanların olduğuna inanıyorum. Bu avukata, şimdi her nerdeyse bir Türk öğretmeni olarak sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Finike’ye vardım. Göreve başladım. Gerçekten çok güzel bir ilçe idi. Okulda tek İngilizce öğretmeniydim. Otuz iki saat ders vermişlerdi. O zamanlar Fransızca ve Almanca dersleri okullarda çok yaygındı. İngilizce derslerini seçen öğrenci sayısı bir sınıfta 8–10 kişi olabiliyordu. İlk defa o yıl lise birinci sınıflarda Almanca ve Fransızca derslerinin yanında iki şubenin bütün öğrencileri İngilizce şubesini seçmişlerdi. Öğretmenlikte ilk dersim 4/A sınıfıyla başladı. O zamanlar liseler 4. 5.ve 6 şeklinde oluşmuştu. Bütün öğrencilerim İngilizce öğrenmeyi çok arzu ediyorlardı. Sınavlardan herkes iyi not alıyordu. Öğrencilerimin ödev takip çizelgelerini hala saklıyorum. Zaman zaman da inceliyorum. Bu çizelgelerdeki artıları onların İngilizce öğrenmeye ne kadar istekli oldukları gösteriyor.

Geçenlerde, 4/A sınıfında okuttuğum, şimdi Antalya’da avukatlık yapan, bir öğrencim aradı ve notlarını merak ettiğini belitti. Esnaf da İngilizce öğrenmek istiyordu. Günlük konuşmalarda ihtiyacı olan cümleleri benden not alıp ezberliyorlardı. Günlük yemek yediğim Deniz lokantasında çalışan insanlar da benden yardım istiyorlardı. O kadar ki, yoğun talep üzerine halk eğitimde de İngilizce kursu açıldı Bu kurslara esnaf ve okuldan öğrencilerim katıldılar. İngilizceye bu kadar ilgi çevreden ve ihtiyaçtan kaynaklanıyordu. Turistik bir yerdi Finike. Hiçbir öğrencim bana İngilizce öğrenip Şadı muhtarı ile ya da Törnük muhtarı ile mi konuşacağız deyip mazeret üretmediler. Finike’den ayrıldıktan sonra İngilizceyi gerçekten isteyenlerin öğrenebileceklerini fark ettim. Katıldığım bir seminerde konuşmacı bana , “Hocam, niye İngilizceyi öğrenemiyoruz” diye sorunca “yeterince istemiyoruz”, demiştim.
Öğretmenlik yaptığım diğer okullarla ilgili anılarıma gelecek makalelerimde devam etmek ümidiyle.
Finike’ye ve bütün Finikeli öğrencilerime esenlikler diliyorum.
Sevgilerimle
Bugün: 2
Toplam: 1085 kez okundu
