Mustafa Duran

çanakkale ruhu üzerine
3 Kasım 1914 tarihinde başlayıp 8/9 Ocak 1916 gecesi düşman kuvvetlerinin Seddülbahir bölgesini mağlup ve perişan olarak terk etmesiyle sonuçlanan Çanakkale Muharebeleri dünya tarihi açısından ve milletimize etkileri açısından oldukça önemlidir.
Savaş, birçok yönüyle konuşulmuş ve konuşulmaya devam edilecektir. Burada dikkat çeken önemli bir husus da Mehmetçiğin gösterdiği cesaret, fedakârlık, kahramanlık, insanlık ve azimdir. Bu ve buna benzer birçok hasleti kendinde barındırıp insanlığa gösteren Mehmetçiğin bu vasıflarına biz genel bir isimlendirmeyle “Çanakkale Ruhu” diyoruz.
Çanakkale Ruhu anlatılması ve anlaşılması zor bir konudur. Bu konuda yazılmış onlarca yazı ve kitaba rağmen meselenin hakkını veren pek az yazar ve şair vardır. Bu ender şahsiyetlerden biri(ncisi) Mehmet Akif Ersoy’dur. Asımın nesli olarak nitelendirdiği ve topluma model olarak sunduğu şahsiyet aslında Çanakkale ruhunu kendinde barındıran bir şahsiyettir. Safahat’ın Hatıralar bölümüne bakıldığında Asımın neslinin Çanakkale ruhunu taşıdığını ve Çanakkale Şehitlerine şiiri incelendiğinde anlatılanın Çanakkale ruhu olduğu görülecektir.
Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale’de savaşan askerlerimizin portresini çizerken, merkeze askerin istiklal aşkını ve onun da merkezine imân kuvvetini koyar. Bunu millî ve manevî değerlerle destekleyen şair, oluşturduğu “Mehmetçik” kavramında, Allah sevgisi; peygamber aşkı; vatan, millet, hürriyet, istiklal ve bayrağa olan bağlılık; namus, şeref ve haysiyete olan düşkünlük ön plana çıkar. Bu özellikler aslında “Asım’ın nesli”nin vasfıdır. Burada dikkat çeken önemli bir husus azmin her şeyin üstesinden geleceği düşüncesidir. Yalnız bu azim, Allah’a dayanmanın, sa’ye sarılmanın bir mükâfatıdır ve bunlara bağlıdır.
Ali Erkan KAVAKLI, “Âkif Ruhlu Asımlar Yetiştirelim” adlı yazısında “Asım’ın Nesli”nin özelliklerini şöyle sıralar;
“1.İmanlı ve inançlı olmalı
2.Vatansever ve idealist olmalı
3.Ümit dolu olmalı
4.Müslümanların üstün olduğu şuuruyla yaşamalı.
5.Büyük millet olma bilincini taşımalıdır.
6.İşini en iyi yapmalı.
7.Çalışkan olmalı, çalışmayı sevmeli hatta çalışmayı ibadet kabul etmeli.
8.Fedakâr olmalı, gerekirse vatanı ve kutsalları için canını seve seve verebilmeli.
9.Dil bilmeli, dünyayı iyi okumalı
10.Birleştirici ve bütünleştirici olmalı, bölücü olmamalı” (www.alierkankavakli.com)
Bu tespitler sadece Mehmet Akif tarafından yapılmamıştır. Hiçbir yönlendirmeye maruz kalmamış Çanakkale gazileri de Ruşen Eşref’’in yaptığı ve Çanakkale’de Savaşanlar Dediler ki, adlı kitapta toplanan röportajlarında, zafer hakkında özetle şu noktalara temas ederler:
1. Herkes görevini yiğitçe yapmış ve Allah’ın izniyle mermiler hep hedefe isabet etmiştir.
2. Düşmandan korkuları yoktur; hatta düşmanı küçümsemektedirler.
3. Tehlikeli görevlerden kimse kaçmamış, bilakis gönüllü gitmişlerdir.
4. Hepsi dua ederek ve Allah’a sığınarak tehlikeye atılmışlardır.
5. Aralarında tam bir dayanışma vardır.
6. Komutanlar hep askerlerle beraberdir ve erler komutanlarına büyük saygı duyarlar.
7. Askerin din duygusu çok kuvvetlidir. (ENGİNÜN; 1991, s.520)
Bu konuda yukarıda yapılan tespitleri destekleyen yüzlerce anekdot aktarılabilir. Fakat aslolan “Çanakkale Ruhu” kavramının içerisini oluşturan yapı taşlarıdır. Toplumdaki şikâyetçi olduğumuz hadiselerin arka planında yukarıda saydığımız vasıfların eksikliği vardır. Bu vasıfları vicdanlara nakşetmek ve bir devre damgasını vuran “Çanakkale Ruhu”nu yeniden inşa etmek topluma yön veren her ferdin(eğitimcinin) temel vazifesidir.
Çanakkale ruhuna sahip olmak belki zordur fakat o ruhu anlayıp ona saygı duymak zor olmasa gerek. Enis Behiç’in ifadesiyle;
“Ne alçak görünür şu fani hayat,
Baktıkça samimi uzletinize
Bir anda coşarak ağlarım: heyhat…
Günahkâr gözyaşım lâyık mı size?...”
dilenci başlıklı yazısı için tıklayınız.
iki oda bir salon hayatlar yazısı için tıklayınız.
Bugün: 1
Toplam: kez okundu
