Mustafa Güvendi

eğitim tarihimizin unutulan kahramanları
Eğitim tarihimizle ilgili çalışma yapanların her biri, bilimsel yöntemi kullanarak titiz çalışmalar yapıyor. Bizler de yapılan çalışmaları ve bulgularını bilimsel yaklaşımla inceleyerek kabulleniyor ya da eleştiriyoruz. Özellikle son yıllarda, öğretmen yetiştirme modelleri incelenirken bazı dönemlerdeki öğretmen yetiştirme modeli, layık olduğu şekilde ele alınırken, bazı dönemlerin biraz ihmal edildiğini düşünüyorum. Her yeni gemi yapımında eski gemilerden esinlenildiği gibi, eğitimde her yeni uygulamanın da mutlaka bir öncesi oluyor. Hele ki sosyal alanda, yoktan var edilme gibi bir durum söz konusu olmuyor.
1930’lar Türkiye’sine bakıldığında, 1935 yılı nüfus sayımına göre 16.157.000 insanımız var. Nüfusun %80’ini oluşturan yaklaşık 13.000.000 insan, 40.000 farklı yerleşim birimi olan köylerde yaşıyor. Köyde okul yok, öğretmen yok, köye yol yok, elektrik yok, su yok. Güneşin batışıyla birlikte sanki yaşamın da bittiği, karanlığa gömülen bir Anadolu var. Birçok köyde gaz lambası bile yok. Gece olunca aydınlatma aracı olarak çıra kullanılıyor. Köye devleti temsilen giden jandarma ve tahsildar dışında kimse yok. Götürülebilen devlet hizmeti yok gibi. Köylüler savaş zamanı hatırlanıyor. Asker oluyor ve savaşıyorlar. Hepsi o kadar.
Genç Cumhuriyet, bütün çabalarına rağmen köylüye ulaşamıyor, kendini anlatamıyor. Peki, ulaşılamayan halka devrimler nasıl benimsetilecek? Halkın anlamadığı, bilmediği devrimler nasıl yerleşecek? Bunun yolu halka ulaşabilmeden, halkın bilgilendirilmesinden yani eğitilmesinden geçiyor. Cumhuriyet hükümetleri bunun bilincinde olarak öğretmen yetiştirmeye ve okul yapımına özel önem verse de, istenilen düzeye ulaşılamıyor. Her vatandaşın akur-yazar duruma ulaştırılması öncelikli hedef olmasına rağmen, mesafe alınamıyor. 1939 yılına gelindiğinde bile 40.000 köyün ancak 4638‘ine öğretmen gönderilebiliyor (MEB.1991.s.8).
1935 Yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na Saffet Arıkan getiriliyor. Saffet Arıkan, kurtuluş savaşında önemli başarılara imza atmış, eski bir asker. Atatürk’ün tanıdığı ve güvendiği bir isim. Göreve atanmadan önce alacağı görevin önemi, bizzat Atatürk tarafından kendisine anlatılıyor. Yeni bakan, göreve başladıktan sonra, kendisine bir genel müdür arıyor. İsmail Hakkı Tonguç’u bulup genel müdürlüğe getiriyor. İsmail Hakkı Tonguç eğitim camiasında tanınan bir isim. Yurt içinde ve yurt dışında edinilmiş önemli deneyim ve gözlemleri var. Özellikle 1933 yılında yazdığı “ İş ve Meslek Terbiyesi “ adlı kitabı büyük ilgi görmüş. İş Bilgisi öğretmenliği, Bakanlık merkez örgütünde yöneticilik, Gazi Eğitim Enstitüsü resim bölümünün kuruculuğu, Gazi Eğitim Enstitüsü müdür vekilliği gibi görevlerde bulunmuş.
Vekâleten İlköğretim Genel Müdürlüğüne getirilen Tonguç, öncelikle eğitim sorunları ile ilgili kapsamlı bir rapor hazırlayarak Bakana sunuyor. Rapor, Bakan tarafından Atatürk’e sunuluyor. Rapor, Çankaya Köşkünde, Atatürk’ün huzurunda geniş katılımlı toplantılarda tartışılıyor. Özellikle, eğitimin köye götürülmesi, köylünün okur-yazar hale getirilmesi için acil önlemler tartışılıyor. Öğretmen yok. Öğretmen olsa köyde okul yok. Atatürk, okuma-yazma öğretiminde askerliğini çavuş olarak yapmış, tezkeresini almış insanlardan yararlanılmasını öneriyor. Bu düşünce tartışılıyor. Uygulamanın, öğretmenlik mesleğini yozlaştıracağını söyleyenler çıkıyor. Ancak, bir zorunluluk olarak, askerliğini çavuş olarak yapanların 6 – 8 ay gibi kursa alınarak, öncelikle kendi köylerine eğitmen olarak atamasının yapılması kararlaştırılıyor. Eğitmenlerin, öğretmen gönderilemeyen, nüfusu 250 nin altında kalan köylerde görevlendirilmesi kararlaştırılıyor. Yapılan planlamaya göre, eğitmenler köylerde ilk üç sınıflı ( 1-2-3 ) okullarda çalışacak, öğrenciler 4. ve 5. sınıfı öğretmenli olan daha merkezdeki okullarda ya da yatılı okullarda tamamlayarak ilkokulu bitirmiş olacak.
Eğitmen yetiştirilmesi için ilk uygulama Eskişehir ili, Çifteler nahiyesi, Mahmudiye köyünde başlatılıyor. Yurdun değişik bölgelerinden getirilen çavuş eğitmen adayları kursa alınıyor. İlk günlerde barınacak yer olarak çadırlardan yararlanılıyor. Çünkü barınacak bina yok. Adaylar 10’ar kişilik çalışma gruplarına ayrılıyor. Ankara’dan getirilen ustaların da katkısı ile barınılacak binalar yapılıyor. Çevre temizliğinden badana-boya işlerine kadar tüm hizmetler kursiyerler tarafından yerine getiriliyor. Hafta boyu çalışan adaylar hafta sonları müzikli eğlenceler düzenliyor. Kursun 4. ayında eğitmen uygulamasını izleyen Falih Rıfkı Atay “… sizi temin ederim ki, ben ve benim kuşağım, Osmanlının en gelişmiş okullarında böyle bir öğretmeni bulmak mutluluğunu duymadık” diyerek yapılan çalışmaları övmüştür ( Makal, 2009).
Adaylara okuma-yazma öğretimini yanında, Türkçe, matematik, vatandaşlık bilgisi türünden dersler okutuluyor. Kurs devam ederken Bakanlıkta kurulan komisyonlar öğrencilere bedava dağıtılacak kitapları hazırlıyor. Ayrıca eğitmenlere verilmek üzere kılavuz öğretim kitapları hazırlanıyor. Adaylar 4,5 aylık kurstan sonra 3,5 ay kadar da köylere staja gönderiliyor. Teorik bilgiler yanında ziraat, ağaçlandırma, hayvancılık, inşaat yapımı konularında da uygulamalı çalışmalar yaptırılıyor. Sonraları köye atanan eğitmene toprak, tohumluk, fidan ve tarım araçları da verilerek köylerinde tarımsal çalışmalara öncülük etmeleri sağlanıyor.
1936 – 1937 Öğretim yılında 84 eğitmen kursu başarı ile tamamlayarak tayin edildikleri köylere gönderiliyor. Bu eğitmenler daha ilk yıllarında 5000’ e yaklaşan öğrenciyi okur-yazar yapmanın yanında köylülerle işbirliği yaparak bir yıl içinde 68 okulsuz köyü okula kavuşturuyor. Ziraat, hayvancılık, sağlık konularında köylüyü bilinçlendirmeye başlıyor. Akşam kursları açarak yetişkinlere de okuma-yazma öğretmeye başlıyor. Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, 1939 yılında yaptığı konuşmada, “… Son üç seneden beri memleketin muhtelif yerlerinde açılmış olan kurslarda yetişen eğitmenlerden aldığımız randıman hepimizi son derece memnun etmektedir…..okuma-yazma, hesap, tabiat ve sağlık bilgileri gibi genel bilgi yanında, vatandaşlık terbiyesini, Türk İnkılap esaslarını öğretmek, yeni ziraat usullerini tatbiki olarak öğretmek, ziraat ve sağlık alanlarında yapılması gereken işleri köylüye yaptırmak, az masrafla köy okul binalarını yaptırmak gibi hizmetlerle köye canlılık getirdiklerini memnuniyetle görüyoruz”. ( MEB,1991, s.8-9 ) diyerek eğitmenlerin başarısını dile getirmiştir. İlk yıl alınan başarılı sonuçtan sonra yurdun değişik yörelerinde eğitmen kursları çoğaltılmıştır. Eğitmen kurslarında sağlanan bu başarıdan sonra yine Tonguç’un önerisi ve Bakan Saffet Arıkan’ın onayı ile ilki İzmir Kızılçullu, ikincisi Eskişehir Çifteler olmak üzere “Köy Öğretmen Okulu” adı ile öğretmen okulları açılmağa başlanmıştır.
Eğitmen kursları, önceleri Köy Öğretmen Okulları, sonraları, açılan Köy Enstitüleri bünyesinde devam ettirilmiştir. 1946 yılında zamanın Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer tarafından bir genelgeyle kapatılmıştır. Kaynaklarda farklı rakamlar bulunsa da 9000’ in üzerinde eğitmen yetiştirildiği kesindir. Türk Eğitim Tarihine birer kahraman olarak kaydedilmesi gereken bu insanlara sonraki yıllarda sahip çıkan olmamıştır. Sosyal güvenceye kavuşamadan grup grup işlerine son verilmiştir. 1960’lı yıllara kadar çalışmayı başarabilen az sayıdaki eğitmen sosyal güvenceye kavuşabilmiş, emekli olabilmişlerdir.
Birçok kaynakta Köy Enstitüleri’nin temellerinin eğitmen kurslarına dayandığı yazılmaktadır. Eğitmen kurslarında sağlanan başarı üzerine Saffet Arıkan döneminde açılan Köy Öğretmen Okulu ders programı ile daha sonra açılan Köy Enstitüsü ders programlarının hemen hemen aynı olduğu ifade edilmektedir.
Atatürk’ün ölümünden bir süre sonra, Saffet Arıkan sağlık nedenlerini ileri sürerek Milli Eğitim Bakanlığından ayrılıyor. 1939 yılında Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel oluyor. İsmail Hakkı Tonguç’u görevden almıyor. Saffet Arıkan döneminde yapılan bütün çalışmaların aynen devam edeceğini, bu çalışmalara yenilerinin ekleneceğini duyuruyor. Sonra yasası 1940 yılında çıksa da Köy Enstitüleri 1939 yılında fiilen faaliyete başlıyor. Saffet Arıkan döneminde açılan Köy Öğretmen Okullarının adları Köy Enstitüsü oluyor. Sayıları giderek artarak. Üretime dönük, köyü, köylüyü aydınlatmağa, gerçek yaşama dönük eğitime Köy Enstitülerinde devam edilerek.
Bu yazının kaleme alınmasının iki nedeni var. Birincisi, benim, isimsiz kahramanlar olarak adlandırdığım eğitmenlerle ilgili. Köy Enstitülerinin Türk Milli Eğitimine yaptığı hizmetler haklı olarak övülüp göklere çıkarılırken eğitmenlerin unutulması büyük haksızlıktır. Eğitmenlerden söz edilmiyor değil, ancak eğitmenler de vardı deyip geçiştirilerek. Onca hizmetlerine rağmen eğitmenler seslerini duyuramamışlar, savunanları da olmamıştır. Köy Enstitülerini öne çıkaran, gerçek yaşam içinde öğretimin başlatıcısı eğitmenler olmasına rağmen. 1954 Yılında Köy Enstitüleri kapatılırken, Köy Enstitüsü mezunları seslerini devlete duyurabilmiş, özlük hakları olarak diğer öğretmenlerle eş duruma gelmiş ve ekonomik kazanımlar elde etmişken, eğitmenleri hatırlayan olmamıştır. Eğitmenlik olayının bir Atatürk projesi olması, bizzat Atatürk’ün talimatıyla kurulmuş olmasına rağmen.
Yazının kaleme alınmasının ikinci nedeni ise Milli Eğitim Bakanlarımızdan Saffet Arıkan’ın yeterince hatırlanmamasıdır. Bakan olur olmaz İsmail Hakkı Tonguç’u alıp İlköğretim Genel Müdürlüğüne getiren kendisidir. Genel müdürü ile el ele vererek eğitmen kurslarını açan, köy öğretmen okullarını açan, Köy Enstitülerinin temellerini kuran Saffet Arıkan’dır. Hasan Ali Yücel’e hak ettiği değer verilirken Saffet Arıkan’ın geri planda tutulması, bana göre bir kahramana daha hak ettiği yerin ve itibarın verilmemesidir.
Gerek Eğitmen Kursları, gerek Köy Öğretmen Okulları, gerekse Köy Enstitülerinin baş mimarı İsmail Hakkı Tonguç’tur. Her iki Bakan da onun düşüncelerine katkı sağlamış, onunla kol kola yürümüştür.
Ölümsüz olmak unutulmamaktır. Bedenen yok olsak da hatırlandığımız sürece yaşıyoruz demektir. Türk Milli Eğitimine hizmeti geçen kahramanları unutmamalıyız. Onları daima yaşatmalı saygı ve rahmetle anmalıyız.
KAYNAKLAR.
1. MEB ( 1991 ). Birinci Maarif Şurası. Milli Eğitim Basımevi. İstanbul.
2. Makal,Oğuz(2009).“Bu Ülkede Eğitmenler Vardı”//.http://www.koyenstituleri.net/index.php?option=com.
Mustafa Güvendi'nin biyografisi için tıklayınız.
Anıların Öğrettikleri yazısı için tıklayınız.
Bir Anı Bir Yorum yazısı için tıklayınız.
Demokrasi Eğitimi yazısı için tıklayınız.
Okul mu? Aile mi? yazısı için tıklayınız.
Çocuk ve Aile yazısı için tıklayınız.
Bugün: 9
Toplam: 394 kez okundu
