Mustafa Güvendi



bir anı bir yorum

İlkokulu bitirdikten sonra 1962 de Akpınar İlköğretmen Okuluna gittim. Altı yıl yatılı okudum ve 1968 yılında ilkokul öğretmeni olarak mezun oldum. Akpınar İlköğretmen Okulunu ilk gördüğümde çok şaşırmıştım. Sanki küçük bir kasabaya varmıştım. Parke taşıyla döşenmiş yollar, yol kenarlarında kaldırımlar, aralıklarla yapılmış çok sayıda bina, her taraf tertemiz. Geniş bir spor alanı, futbol oynayanlar, voleybol ve basket oynayanlar, yollarda kol kola girmiş dostça yürüyen öğrenciler vardı. Bu okulda okumak bir ayrıcalık olmalıydı.

Dersler başladı. Ağabeyim beşinci sınıfta okuyordu. Gerek ağabeyim, gerekse büyük sınıflarda okuyan diğer ağabeyler; burada okumanın zor olduğunu, derslerimize günü gününe çalışmamız gerektiğini öğütlediler. Resim ve müzik derslerini de özellikle dikkate almamızı, bu derslerdeki başarısızlığın, diğer derslerden daha yüksek olduğunu söylediler. Verilen öğütler ışığında altı yıl sürecek bir yolculuğa başladık Bu yazımda, öğrenciliğimdeki müzik dersi yaşantılarımla ilgili bilgi vereceğim.

Okulda her öğrencinin bir müzik aleti çalması mecburiyeti vardı. Okul yönetimi bu aletim mandolin olmasını kararlaştırmıştı. Öğrencilerin büyük çoğunluğunun kendine ait mandolini vardı. Olmayanlar, mandolini olan arkadaşlarından yararlanıyordu. Dersliklerden biraz uzakta müzik salonu vardı. Müzik dersleri bu salonda yapılıyordu. Binanın bir odası öğrencilerin mandolinini koymaları için ayrılmıştı. Bu odada, her öğrencinin mandolinlerini koymaları için yerler yapılmış, buralara öğrencilerin ad ve numaraları yazılmıştı. Mandolin odasında dönüşümlü olarak bir öğrenci nöbet tutuyordu. Müzik dersine çalışmak isteyen öğrenci, kimliğini göstererek mandolinini alıyor, çalıştıktan sonra teslim edip salondan ayrılıyordu. Müzik salonu ve çevresinden günün her saatinde mandolin sesleri duyuluyordu. Her yıl ortalama 20 civarında şarkı veya türkü öğreniyorduk. Şarkının nota ve sözleri öğretmen tarafından tahtaya yazılıyor, sonra piyanoda çalınıyor, bizler de mandolinlerimizle çalmaya başlıyorduk. Öğrendiklerimizi bir taraftan çalarken diğer taraftan söylememiz ve ayağımızla da tempo tutmamız gerekiyordu. Sınav sırasında el hareketleriyle de destekli notalarını da okumamız gerekiyordu. Notaları ezbere bilmemiz bizim için artı puan oluyordu. Ancak çok zorlanıyorduk. Müzik dersi biraz yetenek işi olduğu için, istenilenleri kusursuz yapmak kolay olmuyordu. Öğrencilerin en az üçte biri bütünlemeye kalıyordu. Borçlu geçen, sınıfta kalanlar oluyordu. Zor olarak algılanan cebir, geometri, fizik gibi derslerden müzik dersi kadar zorlanmıyorduk. Bu derslerden daha az öğrenci bütünlemeye kalıyordu. Sınırlı sayıdaki bazı öğrenciler dışında müzik dersi korkulu rüyalarımız durumundaydı.

Benim müzik dersiyle ilgili fazla sorunum olmadı. Resim dersinden sorunlar yaşadım. Her halde resim dersinden belgelenirim diye düşündüğüm zamanlar oldu. Zorlansam da müzik dersinden sorun yaşamadım. Bütünlemeye de kalmadım. Müzik dersi öğretmenlerimiz bizi neden çok zorluyordu. Bunu o zaman düşünme şansımız yoktu. Bugünün gözüyle baktığımda sanki algılayabiliyorum. 1960 lı yıllarda, köylerimizde çoğu ailede radyo bile yoktu. İlkokul öğretmeninin öğrencilerine mandolin çalması, şarkılar öğretmesi öğrencilerin okulu sevmesi için olağanüstü bir fırsattı. Öğrencilerin duygusal gelişimi için bundan daha doğru ne olabilirdi ki? Neyse, çalıştık çabaladık altıncı sınıfa geldik. Arkadaşlar aramızda konuşuyoruz. Adeta mandolinden nefret ediyoruz. Mezun olduktan sonra elimize bir daha mandolin almayacağız diyoruz. Bu duygularla, yıl sonu bitirme sınavlarına girdik. Sınavlarımız, haziran ayı boyunca devam etti. Her dersten hem yazılı hem sözlü oluyorduk. Artık, sınavlar da bitmişti. Sıra, mezun olan öğrencilerin açıklanmasına gelmişti. Müzik öğretmenimiz aynı zamanda müdür yardımcısıydı. Okulun önünde toplandık. Bütünlemeye kalmadan mezun olan öğrencilerin isimleri okunacaktı. İsimler okundu. Benim ismim de mezun öğrenciler arasında okundu. Çok sevindim Daha önce bir birimize söz verdiğimiz gibi, mezun olanlarımızın ilk işi mandolinden kurtulmak oldu. Ben alt sınıflardan bir öğrenciye sattım. Müşteri bulamayan bazı arkadaşlardan mandolinini kıranlar oldu. Davranışlarımız çok hüzün vericiydi. Mezun olduğumda en az 30 şarkı ve türküyü mandolinle çalıp söylüyor, bunların çoğunun notasını da ezbere biliyordum. Mezun olduğumdan bu yana 40 yıl geçti. Bugün notasını bile ezbere okuyabildiğim şarkılar var. Yeterli bilgi donanımına sahip olmama rağmen, ben ve çok sayıdaki arkadaşım, ilkokullarda mandolin çalarak öğrencilerimize şarkı öğretmedik. Şimdi, kendi algılamam çerçevesinde bu sonucu değerlendirmeye çalışacağım.

Kendi değerlendirmemi yapmadan önce, değerlendirmemde dayanak olarak kullanmak istediğim bazı açıklamalar yapacağım. Biz öğretmenler, öğrencilerimizi yetiştirirken Türk Milli Eğitiminin ve Dersimizin amaçlarını dikkate alırız. Bu amaçlar doğrultusunda öğrencilerimizi eğitir, onların davranışlarında kalıcı gelişme ve değişme bekleriz. Dersimizin adı ne olursa olsun, öğrencilerimizin üç alanda değişmesini bekleriz. Bütün çabalarımız bunun içindir.

1. Bilişsel Alan ( zihinsel ).
2. Duyuşsal Alan ( duygusal ).
3.Devinimsel Alan ( psiko – motor ).

Bu alanların açıklamasını bir örnek üzerinde şöyle yapabiliriz. İstiklal marşını ele alalım. İlkokul birinci sınıftan, lise son sınıfa kadar, müzik derslerinde öncelikle öğretilen milli marşımızdır. İstiklal marşının sözlerinin ezberlenmesi, söz yazarı hakkında edinilen bilgi, notalarının okunması, ezberlenmesi, besteci hakkında edinilen bilgi ve marşın notalarına uygun söylenmesi ya da söyletilmesi bilişsel alanla ilgilidir. Bir törende istiklal marşının söylenmesi sırasında hissedilen coşku duyuşsal alanla ilgilidir. Törende, istiklal marşının söylenmesindeki coşku düzeyi duyuşsal alanın gelişme düzeyinin göstergesi niteliğindedir. Bayrak törenlerine gönüllü katılım, tören sırasında esas duruşun gösterilmesi , bir eğitim kurumu önünden geçerken İstiklal Marşının söylendiğini duyduğumuzda, durup marş sonuna kadar esas duruşta beklememiz devinimsel alanla ilgilidir. Aslında, devinimsel alan içine yerleştirdiğim davranışlar bir yönüyle duyuşsal alanla ilgilidir de. Kendimi daha iyi ifade etmek için kesin çizgilerle ayrılıyor gibi gösterdim. Duyuşsal alanla devinimsel alan daha iç içe düşünülebilir. Biz öğretmenler olarak genelde bilişsel alan üzerinde duruyoruz. Öğrencilerimize anlatıyoruz, sonra sınav yapıyoruz. Anlattıklarımız anlaşılmış ve bize aktarılabiliyorsa, öğrencimizi başarılı sayıyoruz. Sanıyoruz ki, öğrenci bu bilgiye sahipse ileride bilgisini öğrendiği şekilde uygular. Ama gerçek böyle olmayabiliyor. Öğretmen olarak belki de bu bizim şanssızlığımız. Özetlersek, sınavlarda biz, çoğu zaman akademik başarıyı ölçüyoruz. Akademik başarı da genel anlamda bilişsel alanla ilgili başarıyı ifade eder. İstiklal marşı bilindiği halde törende coşku ile söylenmiyorsa, marşın öğretilmesi sırasında duyuşsal alanın yeterince geliştirilemediği anlaşılır. Duyuşsal alan gelişmeyince devinimsel alan da yeterince işlemez. Eğitimcilerce böyle bir ifade kullanılmasa da, ben, duyuşsal alanın, eğitim sevgi boyutu olduğunu düşünürüm. Her öğretmenin dersi ile ilgili çok önemli bilgiler vermesi yanında, dersini sevdirmesi gerektiğine de inanıyorum. Eğitimde öğretmen ve öğrenci arasındaki sevgi kanalı ( duyuşsal alan ) yeterince işlemiyorsa, öğrenci öğretmenini sevmiyorsa, öğretmeninin kendisini sevdiğinin farkında değilse, böylesi bir etkileşimden sağlıklı ve kalıcı değişmelerin çıkması zordur.

Değişmeyi bir başka açıdan şöyle de inceleyebiliriz. Öğretim sonunda öğrenci davranışlarındaki değişme iki şekilde ortaya çıkabiliyor. Birincisi itaat etme. İtaat”ta, itiraz etmeden, sorgulamadan denileni yapmak esastır. İtaat, tehdit, korku sonunda gösterilen davranıştır. Korku, tehdit ortadan kalkınca itaat etmekten vazgeçilir. Öğrenci, sınavı, alacağı notu, sınıfta kalmayı bir tehdit olarak algılıyorsa, sınıfını geçebilmek için ne gerekiyorsa yapacaktır. İnanmadan yaptığı için, tehdit ortadan kalkınca gösterdiği olumlu davranışı sürdürmeyecektir. Değişme itaat merkezliyse tek kullanımlık enjektör gibidir. Kullanıldıktan sonra atılır. Sınav öncesi çok çalışıp en yüksek puanı alır. Sonrası malum.

Öğretim sonunda meydana gelecek ikinci değişme türü ise benimsemedir. Benimsemenin özünde sevgi vardır. Öğrencinin ikna edilmesi, inandırılması vardır. Öğrenci, korktuğu için değil, benimsediği için uygun davranışı gösteriyorsa, o davranışı içselleştirebilir. Sonradan terk etmez. İçselleştirilen davranış bir alışkanlık haline dönüşür ve sürekli kullanılır. Davranışlarımız, alışkanlıklarımız, toplumun ve eğitimin amaçları doğrultunda ise, en iyi öğrenme gerçekleştirilmiş olur. Sevgi ortamının oluşturulabildiği sınıflardaki davranış değişmelerinin, benimseme türündeki değişmelere daha uygun ortam oluşturduğunu düşünüyorum.

Şimdi, benim sorunuma dönelim.Yeterli bilgi donanımına sahip olmama rağmen, ben ve çok sayıdaki arkadaşım, öğrencilerimize mandolin çalarak şarkı öğretmedik. Benim ve arkadaşlarımın mandolinden nefret eder duruma gelmesi, çalmayı bildiği halde, öğrencilerine mandolin çalmadan şarkı öğretmesi müzik öğretmenlerimin bilgisizliğinden değildi. Çok bilgili olduklarına o zaman da inanıyordum. Bu gün de öyle düşünüyordum. Bizlerin üzerinde çok emekleri olduğunu da kabul ediyorum. Kendilerini saygıyla anıyorum. Müziğin biraz da yetenek işi olduğunun sanki yeterince farkında değillerdi. Bizlerin daha çok bilmesini istiyorlardı. Bilişsel yönümüzle ilgileniyorlardı. Verdiklerini alıp alamadığımızı dikkate almadan yenilerini veriyorlardı. Eğitimde sevgi boyutunu işletemiyorlardı. Hiçbir konuyu öğretmenlerimizle samimi bir havada konuşamıyorduk. Öğretmenlerimizin karşısında asker gibi esas duruşta bekliyorduk. Sevgi olmayınca, korkuya dayalı, itaat etme türünde değişmenin sonucu kalıcı olmuyor. Çok sıkıştırınca, öğrenciden istediğimiz verimi alabiliyoruz. Bu durumda, sevginin karşıtı olan nefret duygusunu geliştirmiş oluyoruz Yazık oluyor..

Yazımı okuyan meslektaşlarım daha farklı sonuçlar çıkarabilir. Olayı benim gibi okumayabilir. İyi niyetli her düşünce saygı değerdir. Saygıyla, anlayışla karşılarım.

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Güvendi
Dokuz Eylül Üniversitesi

Toplam Yorum: 0

YORUM EKLE
(*) Lütfen Tüm Alanları Doldurunuz.
Adınız - Soyadınız :
Email Adresiniz :
Yorum Başlığı :
Yorumunuz :

Bugün: 1
Toplam:  kez okundu

 

Error in my_thread_global_end(): 1 threads didn't exit