Mehmet Güvendi


hayatımdan küçük bir kesit


1945 Yılında Şadı Köyünde dünyaya gelmişim. 1952 Yılında Törnük ( Günyüzü ) Köyü İlkokulunda birinci sınıfa başladım. İlkokulu bitirdikten sonra, girdiğim sınavı kazanarak 1957 yılında Akpınar İlköğretmen Okuluna girdim. Altı yıllık yatılı bir okul hayatından sonra 1963 yılında öğretmen olarak mezun oldum. Değişik illerde öğretmen ve yönetici olarak 30 yıl görev yaptıktan sonra 1993 yılında emekli oldum.

Hemen herkesin bir yaşam öyküsü vardır. Bu anılar, acı ve tatlı yanlarıyla bir bütünlük oluşturur. Bende de acı ve tatlı birçok anı mevcut. Buraya, yaşamımdan kısa bir kesit yazmak istiyorum. Gençlerimize, genç anne ve babalara bir mesaj olur düşüncesiyle.

Benim okula başladığım yıllarda köyümüzde okul yoktu. Onun için Törnük İlkokuluna gittim. Ben birinci sınıfa başladığımda İsmet Ağabeyim de dördüncü sınıfa devam ediyordu. Okul yolumuz uzak. Sanki koşa koşa gidip geliyoruz. Buna rağmen bir buçuk - iki saatten önce okula ulaşamıyoruz. Akşam üzeri okul çıkışında, beklemeden hızla yola koyuluyoruz. Ne kadar hızlı yürüsek de fazla yol alamıyoruz. Çünkü ağırlıklı olarak yokuş çıkıyoruz. Akşam hava kararırken ancak Karaağaç sırtına gelebiliyoruz. Ondan sonraki yolu karanlıkta yürüyoruz. Kış günleri, yollar ıssız, yol orman içi, çoğu zaman karla kaplı. Büyük annem ( Baba annem ) bizim Karaağaç sırtını aştığımızı hissediyor. Evden biraz açılarak, sesini bize duyurabileceği sırta geliyor. Korkmasınlar diye, gür sesiyle İsmet, Mehmet diye bize çağırıyor. Yol uzak, cevap versek de cılız sesimizi duyan olmuyor. Ama biz ninemizin sesini duyuyoruz. Ondan cesaret alıyoruz. Gelinceye kadar, aralıklarla seslenerek yolda bizi bekliyor. Bu durum aksamadan her akşam sürüp gidiyor. Her akşam, Karaağaç sırtına geldiğimizde, biliyoruz ki. Ninemiz bizi bekliyor. Ağabeyim mezun olduktan sonra, ninem her akşam yine beni karşılamak üzere aynı yerde bekleyerek Mehmet diye çağırıyor. İlkokul öğrenimini bu koşullar altında tamamlıyorum.

Köy altında kahvemiz var. Dedem sürekli orada kalıyor. Bazen babam, bazen de amcam dedeme eşlik ediyor. Yiyecekleri köyden gidiyor. Kar yağınca ulaşım zorluğu oluyor. Bazen aç kalıyorlar. 1953 yılının aralık ayı. Akşam evdeki büyüklerimiz karar veriyor. Sabahleyin, biraz daha erken kalkarak ağabeyim kahveye yiyecek götürecek. Sonra, dere kenarından yukarı okula gelecek. Ağabeyim için iki saatlik yol oluyor üç saat. Üç saat yürüyüp okula varabilecek. Ben eskisi gibi köyden doğru okula gideceğim. Sabahleyin baktık ki. İki karış kar yağmış. Buna rağmen ağabeyim kahveye yiyecek götürdü. Ben o gün okula gitmek istemiyorum. Yalnızlığımı, yolda korktuğumu ileri sürüyorum. Kimse beni dinlemiyor. Gitmek istemememin asıl nedeni çoraplarımın yırtık olması. O zamanlar yün çorap giyiniyoruz. Lastik ayakkabıda çabuk deliniyor. Delik çorapla ayağımın çok üşüyeceğini düşündüğüm için okula gitmek istemiyorum. Ama, korkumdan çorabımın yırtık olduğunu söyleyemiyorum. Annem bana kızıyor. Okuldan kaçtığımı düşünüyor. İyi sözlerle beni ikna edemeyince. daha kararlı konuşuyor. Kendi hayatını anlatıyor. Okumazsam gelecekte kendisi gibi olacağımı anlatıyor. Ne pahasına olursa olsun buna izin vermeyeceğini söylüyor. Beni bu hayattan kurtarmaya kararlı olduğunu söylüyor. Sora anlaşıyoruz. Annem beni Karaağaç sırtına kadar götürecek. Oradan öteye yalnız gideceğim. Çaresiz hazırlanıp yola çıkıyoruz. Karaağaç deresine vardığımızda, ben ağlayarak, soğuktan kızarmış ayağımı gösteriyorum. Annem, çorabımın yırtık olduğunu o zaman fark ediyor. Çok üzülüyor. Anne kalbi işte. Beni geri döndürüp eve getiriyor. Ayaklarımı ısıtıp yeni bir çorap giydiriyor. Geç olmasına rağmen yine okulun yolunu tutuyoruz. Öğrencilik ve öğretmenlik yaşamım boyunca ilk ve son kez o gün okuluma geç gittim…


Bugün: 5
Toplam: 1421 kez okundu