Selçuk Bektaş

diliçi çeviri sorunu
İnsan duygu ve düşüncelerinin ifade aracı olan dil içinde yaşadığı kültürün ürünüdür. Kültürel değişime paralel olarak zaman içinde dilde de değişimler meydana gelir. Dil canlı bir organizma gibidir; doğar, gelişir, değişir hatta ölebilir.
Kültürel birikimin kuşaklar arasındaki köprüsü olan dilin değişimi, sözlü iletişimde toplumun günlük yaşamı içinde gerçekleştiğinden sorun oluşturmaz. Ancak yazın eserleri için durum çok farklıdır. Türü ne olursa olsun bir yazın eseri gününün okuru içindir ve onun diliyle yazılır. Yazın eseri bir kez yazılır ve yıllarca yaşamını sürdürür. Ancak yazın eserinin dili yayınlandıktan itibaren eskimeye başlar. Çünkü yazın eserinin dili durağan, yaşayan dil ise devingendir. Aradan geçen zaman içinde kültürde ve bunun doğal sonucu dilde meydana gelen değişim yazın eserini anlaşılmaz hale getirebilir. Her kültürde kaçınılmaz olan bu son Cumhuriyet dönemi ile Latin alfabesine geçen ülkemizde daha da önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Kültürel mirasımızın değerli eserleri hem dildeki değişim ve hem de yazı karakterlerinin değişimi nedeniyle anlaşılmaz olmuştur, ölü durumdadır ve bu yüzden de günümüz okuyucusu ile buluşmayı beklemektedir. Türk kültürünün zengin birikimini yeni kuşaklara taşıyacak bu kıymetli eserleri canlandırmak, yabancı kültür kuşatmasında olan ülkemizin geleceği açısından çok önemlidir. Çünkü geçmişi bilmeden gelecek doğru bir biçimde kurulamaz.
Sözü edilen bu eserleri günümüz okuyucusuna sunabilmek için bu eserlerin konunun uzmanları tarafından günümüz diline çevrilmesi gerekir. Çünkü çeviri sadece diller arasında değil, bir dilin geçmişte kalan kültürel unsurlarını yeni kuşaklara aktarabilmek için de yapılır. Bunun adı da “diliçi” çeviridir. Özellikle edebiyat dünyamızda bu yönteme kaynak esere müdahale edildiği görüşüyle karşı çıkılmaktadır. Ancak her eylemin bir amacı vardır. Yazma eylemini gerçekleştiren bir yazarın amacı da okunmaktır. Eğer bir eser okur tarafından okunur, alımlanırsa yazar amacına ulaşır. Eskimiş, anlaşılmaz olmuş bir yazın eserini gününün okuru için çeviren bir çevirmenin amacı da okunmaktır. Çevirmen bu amaca ulaşmak için kaynak metin/eserdeki bilgiyi yorumlayıp yeniden şekillendirir. Çevirmenin bu süreçteki tüm çabası kaynak metindeki iletiyi gününün okurunun anlayacağı dile aktarabilmektir. Bu amaçla çevirmenin yaptığı değişiklikler sadakatsizlik olarak değerlendirilebilir. Ortaya çıkan çevirinin kaynak metin/eserin eşdeğeri olamayacağı iddia edilir. Kaynak metne bağlı kalmak için kaynak metnin sözcükleri yerine eşdeğer sözcükleri koyarak yapılacak bir çeviri kaynak metnin eşdeğeri bile olamaz. Çünkü çeviriden beklenen amaç ortaya çıkan ürünün işlevsel olması demektir. Çevirinin işlevsel olması demek, kaynak metnin kaynak kültürde yarattığı etkinin aynısını çeviri metnin hedef kültür ortamında yaratabilmesidir.
Yazın eseri okunmak içindir. Okuyucuya ulaşamayan bir eser ölü bir eserdir. Bu yüzden Cumhuriyetin ilk yıllarında Halit Ziya Uşaklıgil kendi eserlerini yeni yazı karakterleriyle yeniden yazıp yayımlamıştır. Türk tarihinin hazineleri kıymetli eserleri günümüz okuruna sunmak kültürümüz açısından önemlidir. Söz konusu eserlerin bir kısmı çeşitli etkenlere bağlı olarak bilimsel yaklaşımdan uzak ve değişik yöntemlerle özensiz olarak okuyucuya sunulmaktadır. Bu noktada ortaya çıkan karmaşayı gidermek için ulusal bir devlet politikası belirlenmelidir. Bu önemli görev Türk Dil Kurumunun kontrolünde bilimsel disiplin yöntemlerini kullanarak konunun uzmanları tarafından yerine getirilmelidir.
Bugün: 1
Toplam: kez okundu
