Süleyman Kaya


eğitimin ayak bağı: ideolojik yaklaşım

Birçok farklı etkinliğin yanında ülkemizin sıçrama yapamamasına en büyük engelin ideolojik didişmeler olduğunu düşünürüm. Aslında,”müsademe-i efkârdan hakikat doğar”(fikirlerin çarpışması gerçeği ortaya çıkartır) ifadesini de çok severim. İki cümlede iki farklı yaklaşım gibi algılanmasın bunlar. Demek istediğim şudur ki: Aslında çok tabii olması veya algılanması gereken fikir ayrılıklarımız, ideolojik yapılanma içerisinde adeta bizleri birbirimize düşman hale getirmiştir. Değil fikirlerimize, bedenlerimize bile tahammül edemez hale gelmişiz. Bu yaklaşım, yakın geçmişimizde binlerce gencimizin hayatına mal olmuş. Daha çok ideolojik akımlar çerçevesinde cereyan eden bu durum, bazen ırksal bazda bir kılığa bürünmüş olarak, bazen de dinsel/mezhepsel bir kılıfla karşımıza çıkmış, ama her defasında aynı hedefe ulaşmayı becermiştir. Birbirimi bazen öldürmüş, bazen yaralamış, en azından toplu halde birbirimize küsmüş, farklı ülkelerin insanları gibi sanki birbirimizi düşman görmüşüz. Bu da bizim/ülkemizin dinamizmini yok etmeye yetmiştir. Özellikle yönetim bazında fırsatı eline geçiren öbürünün ipini kesmiş; yetenek, çalışkanlık ve verimlilik ölçü olmadan çıkmış, ideolojik yakınlık temel kıstas olmuştur. Birbirimizi yok ederken ülkemizin geleceğine yönelik hayat damarlarını kestiğimizin farkına varamamışız. Bunların ardında ilkemiz üzerinden kendi stratejik hedeflerine ulaşmak isteyen farklı güçlerin istihbarat çalışmalarının olabileceğini düşünememişiz.

Beni üzen hala bu aymazlığımızın devam etmiş olması. İnsanlar arası fikir ayrılığının tabii olduğunu, bunun bir çeşitliliği olduğu, birbirimizi yıpratmaya değil anlamaya çalışmamızın gerektiğini, her şeyi bizim gibi düşünsün istediğimiz “kalıp insan” anlayışının yanlışlığını bir türlü anlayamadık. Eğitim/bilgi düzeyimizin yetersizliğinden midir bilmem ama hala oturup birbirimizle konuşamıyoruz. “Toplu kabul toplu ret” ilkesinden hareket ediyoruz.”Öteki” kavramını adeta içselleştirmişiz. Tarafımızdan gördüğümüz her kişinin her düşüncesini de peşinden yanlış olarak değerlendiriyoruz. Birbirimizden öğreneceğimiz şeylerin olabileceğine ihtimal vermiyoruz. Bu yaklaşım, fikirlerin çarpışmasından gerçekleri ortaya çıkarmıyor, aksine sürü mantığıyla başkaları tarafından güdülenen iki tahammülsüz gurubu ortaya çıkarıyor.

Özellikle eğitim sürecimiz üzerinde bu yaklaşımımız çok tahribat yapmış.85 yıllık T.C tarihinde 60 hükümette 60 Milli Eğitim bakanının değişmiş olması anlamlı. Eğitimimizi yapboz tahtası haline dönüştürmüşüz. Eğitim camiasını ideolojik yapılanmamızın işçileri haline sokmuşuz. Birini görevden almış öbürünü vermişiz. Birinin başlattığını öbürü durdurmuş. Yani bir uzlaşma sağlayıp, bir hedefe yönelik olarak güçlü bir yürüyüş gerçekleştirememişiz, Bu, o kadar ileri gitmiş ki, aynı üniversiteyi, aynı okulu paylaşan ve görevi bu ülkenin geleceğini inşa etmek olan eğitimciler birbirleriyle dayanışma göstererek yeni proje üreteceklerine birbirlerinin kuyusunu nasıl kazabileceklerinin, önlerini nasıl kesebileceklerinin projelerini hazırlamış, hesabını yapmışlar. Hatta bu isteklerine ulaşmada geliştirmek üzere kendilerine teslim edilen körpe dimağları alet olarak bile kullanmışlar.

Ama artık kaybedecek vaktimiz yok. Birbirimizle uğraşacak harcayacak fazla enerjimiz de yok. İnsanlık tercümesinin bize hediye ettiği maksimum insanlık değerleri ortak buluşma alanımız olmalı. Farklılıklarımız zenginliğimiz olarak algılanmalı. Herkesin bizim gibi düşünmek zorunda olmadığını bilmeliyiz. Birbirimize düşman olarak değil, birbirimizi severek ülkemizi daha güzel yarınlara taşıyabileceğimizin farkına varmalıyız artık. Hepimiz bu ülkede yaşamak zorundayız, çünkü başka bir Türkiye yok.

Bir Öykünün anlattıkları yazısı için tıklayınız.


Bugün: 6
Toplam: 297 kez okundu