Süleyman Kaya

Bir Öykünün anlattıkları
Her temsilci sırayla söz alıp programda nelerin olması gerektiği ile ilgili görüşlerini söylüyormuş. Mesela kuşların temsilcisi ayağa kalkarak uçmanın önemini anlatan,”Siz hiç yeryüzüne, gökyüzünden baktınız mı? Gökyüzünün engin boşluğuna bedeninizi bıraktınız mı?”gibi devam eden etkili bir konuşma yapmış ve bu konunun programda yer almasını önermiş. Oylamaya sunmuşlar ve karar vermişler. İlk ders,”uçma dersi” olacak. Ardından tavşanların temsilcisi söz alarak,”koşmak, bir hayvanın en temel becerisidir. Koşma bilmeyene hayvan denmez. Hayvanlık tarihinin en eski erdemi koşmaktır…”demiş ve koşmanın ders olarak okutulmasını önermiş. Yine oylama yapmışlar. Karar çıkmış. İkinci ders “koşma dersi” olacak. Balıkların temsilcisi dayanabilir mi? Kalkmış ayağa, yüzmenin erdem ve faziletinden, deryaların altında gizli farklı dünyalardan ve güzelliklerinden bahsederek yüzme dersi verilmesini önermiş. Oylamaya sunulan öneri için karar sayısı tamam. Üçüncü ders “yüzme dersi” olacak. Diğer dersleri belirlemek için de aynı yöntemle devam edilmiş. Sonucu tahmin edersiniz.
Program aşaması tamamlandıktan sonra tespit edilen konularda en iyi beceri göstereni de o derse öğretmen olarak atamışlar. Bir müddet sonra eğitimin gidişatını tespit için bir de sınav yapalım demişler. Ne çıkmış ortaya dersiniz? Hayvanlar, Bırakın uçmayı, koşmayı, yüzmeyi öğrenmeyi; okula kayıt olmadan önce kendi türlerine özgü sahip oldukları yeteneklerini bile yitirmeye başlamışlar.
Sanırım birçoğumuz, öğretmen olarak, benim dersim en önemli savından hareketle yaklaşıyoruz çocuklara. Onların, bedeni, zekâsı, kişilik özellikleri, sosyal yönü, cinsel özellikleri farklı; her birinin kendine özgü özelliklerinin, her birinin ayrı ayrı dünyalarının olduğunu unutuyoruz. Onları,”benim dersimi, anlattıklarımı mutlaka öğrenmesi gerekir” diye düşünüp, sadece zekâsından ibaret varlık olarak görüyoruz.
Hâlbuki aynı eğitim sürecinden geçen kimseler olarak o sıralarda gördüğümüz, saatler harcayarak öğrendiğimiz/ezberlediğimiz yığınla bilgiyi, hayat yolculuğumuzda kullanmadığımız için unutup gittiğimizi hiç düşünmeyiz.
Beynin bir kenarında çöplük oluşturacak bilgi birikiminden çok, çocuklarımızın kişilik özelliklerini geliştirmenin; onları ayakları üzerinde durabilen kişilikli insanlar olarak yetiştirmenin ve onlara balık yemeyi değil, balık tutmasını öğretmenin daha anlamlı olduğunu unutmamalıyız. Yani onları, ders bilgisi ve sonucunda alacakları not olarak değil, hayata kendi başına yürümeleri gereken, farklı yönleriyle gelişmesi gereken insan olarak görmeliyiz.
Dr. Süleyman KAYA
Toplam Yorum: 1Gön: Emre SABANCI (IP: 212.175.115.96) Tarih: 15/04/2008 13:26
Doktora yapmanın farkı...
Yazınızı bir solukta okudum.Akıcı türkçeniz ve üslubunuz beni çok etkiledi. Yazınızı okurken hiç derin nefes almadım demekki düşünceler insanın boğazını almadanda ifade ediliyormuş.Ne mutluki sen bizim müdürümüzsün yazınızdaki mesajınızı okulumuzda pratikte de görmek isteriz.
Saygı ve selamlar sunuyorum.
Mustafa hocamın siteside insanlardaki güzellikleri ortaya çıkarmada iyi bir model oldu.Onada çok teşşekkürler ediyorum.
Sitenin Webmaster'ı
eğitimin ayak bağı: ideolojik yaklaşım yazısı için tıklayınız.
Bugün: 1
Toplam: kez okundu
