Mehmet Tahsin Yarim


oyun içinde oyun

Bilinen şeyleri tekrarlamak sıkıcı olur. Okuyan veya ve dinleyen hiçbir cazibe, heyecan veya merak unsuru bulamaz ve sıkılır. İletişim de buradan kopar. Bu sebeple sözü uzatmadan sadede gelelim.

Konumuz spor ve sporun en yaygın ve en yaygaracı dalı olan futbol... Neresinden bakarsanız bakın dünya nüfusunun en az yarısı futbolla bir şekilde ilişkilidir. Göle atılan bir taşın yapığı halkalar gibi futbolun halkası da defalarca, defalarca genişliyor. Merkezde futbolcu, onun çevresinde kulüp, onun çevresinde taraftar, bahisçiler, yorumcular, gazeteciler, televizyoncular ve en nihayet "sade" seyircidir. Göldeki halkayla futbol halkası arasında şu kadar bir fark var: Birincideki halkalar, gözle görülecek kadar birbirinden bağımsızken, ikinciler çoğu zaman iç içe geçer ve birbirinden ayrılması imkânsız hale gelir.

Futbol arz ettiği bu karmaşık yapının yanında sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel vb. yönlerden de son derece dikkate şâyân durumlar çıkarmaktadır ortaya.Dünyanın her köşesinde seyredilir, konuşulur, uğruna kavgalar edilir, kumar oynanır, kara paralar onunla aklanır, ekonomi canlanır, insanlar onunla üzülür, sevinir, dertlerinden uzaklaşır, kendini bulur ve ifade eder. Hâsılı, futbol bazı insanlar için hayattır.

Futbola farklı bir açıdan bakılamaz mı? Herkesin baktığı pencereden bakmayınca, görülen gerçek değişir mi? Yoksa gerçek değişik mi görülür?.. İşte burada farklı bir bakış açısını denemek ve gerçeğin nasıl göründüğünü anlatmaya çalışmak istiyoruz.

Futbol bir İngiliz oyunudur. İngilizler icat edip dünyaya salmışlardır. Ama İngilizler futbolu icat ettiklerinde, bugünkü sonuçları görebilmişlerdir demek ne kadar — doğru olur, bunu bilemiyoruz. Biz sadece bugünkü sonuçlara bakarak konuşmak durumundayız.

Sosyal yönüyle futbol, turizme hizmet etmektedir. Ancak nasıl bir turizm? Çoğu zaman vahşetin sergilendiği insanların birbirini tanıyıp anlaması, birbiriyle konuşması yerine ön yargıların ve düşmanlıkların pekiştirildiği bir arenaya dönüşmektedir. (Müsabakaları anlatan sunucuların da zaman zaman "futbol arenası" tabirini kullanmaları garip bir şekilde "arena" gerçeğini ifade etmiyor mu?) Yine bu babdan olmak üzere, sporun "dostluk ve kardeşlik olduğu" görüşüne kaç kişi evet diyor? İnsanlara tek tek sorulsa evet diyen bir hayli insan çıkabilir. Fakat aynı insanları bir stadyumda maç seyrederken gözlemleyiniz ve soruyu tekrar sorunuz. Bu "taraftar" denilen güruhtan kardeşlik ve dostluk beklemek ne kadar masum, ne kadar saf ve naif bir duygu olacaktır. Galiba insanlar sporun böyle bir sonuç vermesini hiç istemiyorlar!..

Siyasi yönden de futbol bir manivela, duruma göre bir gölge oyuncusunun çubuğu veya ipi gibi fonksiyonlar icra etmektedir. İspanya diktatörü Franko'ya sorulan soru meşhurdur. Ülkesini nasıl idare ettiği sorulunca Franko "üç File ..."cevabını vermiş. Üç F'nin biri futbolu ifade ediyor. Futbol bir afyon kapsülü gibi yığınlara yutturuluyor, onların yegâne meşgalesi hâline geliyor. Artık bu insanların, istekleri, duyguları, düşünceleri, hayâlleri, gecesi, gündüzü; hâsılı bütün hayat düzenleri futbola göre şekilleniyor. Futbolun dışında herhangi bir konuda-özellikle siyasi konularda-fikir beyan etmeleri neredeyse imkânsız hâle geliyor. Eh artık, böyle bir toplumu istediğiniz gibi idare edebilirsiniz.

Futbola ekonomik yönden baktığımızda, tahmin edemeyeceğimiz kadar büyük bir meblağ çıkıyor ortaya. Oyuncu, kulüp, taraftar, dergi, gazete, televizyon, transfer, bunların hepsini sonunda oynanan bahisler vb. faktörlerle beraber futbol muazzam bir ekonomik çark olarak işleyip durmaktadır.

Futbol ekonomisinde para iki yönlü hareket eder. Birinci yön dikine, tabandan tavana doğru... Tavanda tekel olmasa da tekeller vardır ve neticede az sayıda insan çeşitli yollardan parayı kendi kasalarına koyarlar.

Paranın ikinci yönü ise yataydır. Yani yukarıdaki tekeller arasında gider, gelir. Buradaki para hem çok daha büyük, hem de çok daha az kişi arasında dolaşır. Yani paranın esaslı miktarına o az sayıdaki insan hükmeder.

Bir futbol maçının veya transfer adayının bütün dünya insanlarını ilgilendirmesi ne gariptir. Acaba hakikaten böyle midir? Netice itibariyle 90 dakikalık bir oyun nasıl oluyor da dünyanın yarısını ilgilendiriyor?

Evet, aslında insanlar bizatihi bu olaylarla ilgilenmiyor. Öyle bir medya desteği veriliyor ki futbola, insanları gözüne, kulağına, kalbine, beynine yerleştiriliyor. Süreç ilerledikçe bu durum normal/eşiyor, algılar değişiyor ve bir akışkanlık hâlini alıyor. Dünyanın her yerinde, yüzlerce televizyon kanalının bir maçı yayımlaması, peşinde yüzlerce, binlerce adamın şurada burada bu konuyu tartışması, en nihayet bahisçilerin devreye girmesi nasıl bir çarkın içinde olduğumuzu kâfi derecede açıklamaktadır.

Nihayet futbolun bir de kültürel ciheti var ki bizi yıkan da bu cihetidir.Futbol artık bir yığın kültürüdür. Bütün futbol organizasyonları, kademe kademe — yayılıyor ve insanlar aidiyet duygularıyla hareket ediyorlar. Milli veya dinî aidiyetlerin yerini takım aidiyeti alıyor.Asıl yıkım dil yoluyla geliyor.Dil kültürün taşıyıcısı olmakla kültürü, kültür de dilin beşiği olmakla dili merkezden (İngiliz dili ve kültürü) çevreye doğru yaymaktadır. Bu sarmala giren her insan artlık İngilizce futbol terimleriyle hemhal olmaktadır. Ülkemizde bunu anlamak için bir maç yayınını seyretmek yeter.

Netice olarak futbol bir ilişkiler bütünü haline gelmiştir. Her türlü amaca hizmet edecek bir kullanım kalaylığı sunmaktadır. Birçok karmaşık yönleri var ve bunları birbirinden bağımsız düşünmek imkânsızdır. Bu özelliğinden dolayı oyun içinde (dışında da olabilir) oyun olarak yaşanıp gitmektedir.

Toplam Yorum: 1


Gön: mustafa tüz (IP: 88.248.78.95) Tarih: 19/06/2008 13:25
hocam sizi seviyorum
s.a hocam nasılsınız ? umarım iyisinizdir. Yeni site hayırlı olsun... Yakında gelicem 2001-2002 YD Mezunu


YORUM EKLE
(*) Lütfen Tüm Alanları Doldurunuz.
Adınız - Soyadınız :
Email Adresiniz :
Yorum Başlığı :
Yorumunuz :

öğretmen liseli olanlara yazısı için tıklayınız.


Bugün: 1
Toplam:  kez okundu