Hey Gidi Yaylalar


Yaylalar çocukluğumdan beri beni çok etkilemiştir. Altmışlı yıllarda ve yetmişli yılların ilk diliminde yaylada çok kaldım. Mayıs ayı içinde yaylaya giderdik. Kaç yaşımda olduğumu hatırlamıyorum, ama anam bizi yaylada yerleştirdikten sonra köye dönüyordu. Ben de anamla köye gitmek istiyordum, fakat anam hiç oralı olmuyordu. Köye dönüş yolu ortaoba tarafındaydı. Bizim eskiobadan ortaobaya giderken, iki oba arasında ağaç kökleri, taşlar, kayalıklar ve derin bir uçurum vardı. Anam beni yaylada bırakıp köye gittiği için, kendimi bu uçuruma atıp, orada parçalanıp ölmek istiyordum.

Temmuz ayı ortalarında köydeki mısırların son otları bitince, insanlar yaylalara gelirlerdi. Bir süre yaylada kalıp dinlenirler, tekrar köye dönerlerdi ve yaylaya gelirken köyde yenebilecek ne varsa kimi sırtında, kimi katırlara yükleyip getirirlerdi. Obanın diğer çocukları ile birlikte otçugöçü denen bu kalabalığı karşılamaya giderdik. Konakkıranında oturup beklerdik. Ormanın arasından katırların boynuna takılan gor sesi duyulunca otçugöçünün yaklaştığını anlardık. Katırları da güzel süslerlerdi. Yaylaya ilk göçte, otçugöçünde ve köye son göçte katırlara gor takarlardı. Nazar boncukları ile birlikte çanlar ve zillerin kombinezonu olan gor takımı üç dört kilometre uzaklıktan duyulurdu. Bu ses, guguk sesi gibi insanı çok etkilerdi. Olukayağına indiğimizde, önde onlarca katır, üzerlerinde yürüyemeyen küçük çocuklar, renkli kıl çuvallara yüklenmiş yükleri ve heybeleri vardı. Katırların boynundaki çan ve gor sesleri çok sesli bir orkestra gibi ahenkli çalardı. Ter içinde kalmış vücutlarından dumanlar çıkardı. Ormanın bitiminde ve yayla çimenlerinin başladığı bayırda taş oluklardan akan soğuk sudan insanlar, uzun ağaç kürünlerdeki sudan katırlar doya doya içerdi. Kalabalığın arasında anamı bulur, kucaklar, gıdıktaki kirazdan bir avuç alır, çekirdeği ile yerdim. Kemençeler çalar, türküler naralara karışırdı. Ama ben bunlardan çok, katırın sırtındaki heybede yenecek başka ne var diye merak ederdim. Obaya varınca heybeyi karıştırırdım. Rafadan yumurta, salatalık, yeşil soğan ve fetir ekmeğini heybeden çıkarıp, setin üzerinde oturup, yerdim.

Otçugöçleri, köyden perşembe günleri öğleye doğru yaya olarak yaylaya ulaşırlardı. Cuma gecesi eğlence için doruk çıraları ve odunları düz bir alana yığılırdı. Gece ateş yakılırdı. Ateşin ve çıraların ışığında erkekler gece yarısına kadar kemençeler eşliğinde horan teperler ve türkü söylerlerdi. Bayanlar da oynayanları seyrederlerdi. Cuma sabahı Tepealan yaylasında oturan Şadı köylüler, Güvende yayla şenliğine gitmek için hazırlanırlardı. Gençler ve erkekler yeni elbiselerini giyinirlerdi. Gelin ve kızlar sarı, mavi, yeşil ve kırmızı tonlu ipek peştamalları, çiçekli fistanları, kırmızı gütni yallıkları, renkli şal kuşakları, sarı ve beyaz yaşmakları giyinirlerdi. Çimenler al ve sarıçiçek açmış gibi olurdu. Üç saat sürecek Güvende yaylası yolculuğu başlardı. Bu muhteşem topluluk Sarıtaşobası boynunda, Ambarlı ve Akköylülerle; Bakacak başında Paçacı ve Merekgözü obalarında oturan Törnük köylüler ile Geyikçökeği obası önünde Çatakçayır obasından gelen diğer Şadı köylüleriyle; Alıncaobası başında Yemişenobasından gelen Üçtaşlılar ve Bonyurt obasından gelen Kanyaşlılarla buluşurlardı. Büyük bir insan seli oluşurdu. Yolculuk sırasında kemençeler eşliğinde oynayarak gelen bu insanlar, Cirit meydanında kalabalık bir horon halkası oluştururlardı. Garahallo lakaplı orta yaşlı bir adam elinde bir sopa ile horoncuların önüne geçip, horana düzen ve ahenk getiriyordu. Kemençelerin sesi duyulmaya başlıyordu. Kemençecinin komutu ile hep birlikte hey çekiyorlardı. Dinamitler atılıyor, silahlar patlıyor; saatlerce bu manzara sürüp gidiyordu. Renklerin her türlüsünü giyinmiş bayanlar horanın gerisinde dururlardı. Yeşil çimenler sanki vitrinleri pastel renklerle süslenmiş devasa bir mağazayı andırırdı. Belki de horanı seyrederken genç kızların sevda yüklü yürekleri kıpırdıyor ve yaşlı kadınlar gençliklerine gidiyorlardı. Keşke kamera olsa da o günlerdeki görüntüleri kayıt yapsaydım. Şimdi o görüntülerin tasvirini yapmakta güçlük çekiyorum. Güvende Yaylası zirve olma özelliğini ve gururunu yaşıyordu. Kim bilir bu kaçıncı otçugöçü şenliği idi. Bu şenliklere ne canlar, ne kızlar, yüreği yanık ne analar, ne sevdalı gelinler ve ne yiğitler gelip geçmiştir. Güvende yaylası sevinci ve hüznü aynı anda yaşıyordur. Dile gelip konuşsa neler anlatırdı neler. Kim bilir?

Seksenli ve doksanlı yıllarda bu tür otçugöçü şenlikleri yapılamadı. Bunu geçim sıkıntısı ve gurbetçiliğe bağlıyorum. Son zamanlarda buna benzer şenlikler yapılmaya başlandı. Bu şölenleri, belediyeler ve dernekler organize ediyor. İnsanları bir araya getirip, derinlerde kalmış duyguları tekrar yaşatıyorlar. Protokol yerini almış. Horanı Garahallo idare etmiyor artık. Mikrofonla yönetiyorlar. Pekmez ve araköy ekmeği yemiyorlar. At kişnemeleri yerini araba kornalarına bırakmış. Horanda kadınlarla erkekler birlikte oynuyorlar. Kemençelerin ritminde gözler birilerini arıyor ve eskilere gidiyor. Şenlik alanları gözlerin aradığını bulamadığında buğulandığı, ağlama sebeplerini bahaneler uydurarak geçiştirdiği, duyguların zor kontrol edildiği yer olarak kendini yine gösteriyor.

Eskiden Güvende otçugöçüne gidemeyen gençlerin ağladıklarını gördüm. Bunlar şenlik günü yağmurlu, sisli ve soğuk olsun diye, yatırlardan toprak alırlar suda ıslatırlardı. İstedikleri olur muydu olmaz mıydı, bilemiyorum. Ama şunu biliyorum ki, sisli, soğuk ve yağmurlu havalarda yaylalar çok da güzel olmuyor.

İnsanların yayla denince içerlerinin sızladığını ve rüyalarının bölündüğünü söylemeleri canımı yakıyor. Beni preslenmiş hurda demir gibi ezip büküyor. Her yaylalara çıktığımda eskimiş evlere, çitlere, uzanılan çimenlere, gezilen kırlara, sakız toplanan doruk ağaçlarına, akan derelere, yağmur çiselerine, su içilen oluklara, akşam güneşinin masumluğuna ve ay ışığına hep sorarım. Siz konuşun bir şeyler anlatın diye. Onlar da susar. Yine dertlerimi depreşir. Ben çocukluğumdaki yaylaları özlüyorum. Sizce hangisi özlenir? Hey gidi yaylalar hey demek, beni rahatlatıyor.

Sevgilerimle.



Bugün: 3
Toplam: 3736 kez okundu!