Yakup Pir

duygusalız
Bu akşam bilgisayarımın başına geçip bir anımı yazmaya karar verdim. Olayları arkadaşlarımı, köyümü ve köylümü, acaba hangisini yazayım diye düşünmeye başladığımda duygusal yönüm ön plana çıktı. Zaten sitelere yazılanları okuduğumda herkesin duygusal ve biraz da agresif olduğu görülüyordu. Agresifliğimizin nedenlerinden biri de duygusallığımız olabilir mi? diye düşünerek yazımın konusunu duygusallık olarak değiştirdim.
Duygu…
Duygu güzel bir kızın adı da olabilir belki ama asıl duygu, bizim istemimiz dışında beynimizde oluşan bir çeşit his…
Duygusallık ise; kimine göre zayıflık, kimilerine göre bir hastalık, eziyet, sulu gözlülük, içine kapanıklılık, kendini ifade edememek, hatta bir çeşit kanser olsa da, Bence yaşamaktır, sevgidir, Özlemdir, paylaşmaktır, kendini sevdiklerinin yerine koymaktır. Onların dertlerini, sıkıntılarını paylaşmak, Sevdiklerinin başarısı karşısında kalbinin küt küt atmasıdır. Sevdiğin kişilerin ardından döktüğün yaştır. Geceleri uyuyana kadar maziyi dolaşmak, yalnız kaldığında doyasıya ağlamaktır
Ben dâhil sitelere yazan, daha doğrusu gurbeti tadan herkesin duygusal olduğunu görüyoruz. Aslında bu da doğal gibi geliyor bana.
Neden mi?
Erken ve yoksul ayrıldık köyden. Ailemizi, çocukluğumuzu geride bıraktık. Kimimiz o yana, kimimiz bu yana… Ayrılırken kucaklaştık. Buluşunca kucaklaştık. Hasret kaldık. Hasret giderdik. Kapalı bir toplumdan çıktığımız için gittiğimiz yerlere adapte olmakta güçlük çektik. Hep bir tanıdığımızı görmeye çalıştık. Başkalarının yaşantısına, başkalarının sahip olup ta bizim olamadıklarımıza imrendik. Kahvelerde, derneklerde toplandık. İstanbul’a gidip, İstanbul’u görmeden geri döndük. Kimimiz böyle duygusal olduk.
Parayla tanıştırdılar bizi. Para içimizdeki saf, temiz duyguları sildi götürdü. Bizdeki yardımlaşma, var olanı paylaşma duygularını yok etti. Bizi birbirimizin üstüne basarak yükselebileceğimiz hissine kaptırdı. Hep kazanma, kısa yoldan zengin olma hevesini beynimize soktu. Ve bunu başaramayınca da aslında genlerimizde var olan duygusallığa itti. İşte bazılarımızda böyle duygusal oldu
Birçoğu da arkaya baktığında bir şeylerin eksildiğini, yok olduğunu görerek duygusal oldu.
Nasıl olmasın?
Kolay mı?
Yıllarca birlikte yaşadığın, birlikte çobanlık yapıp var olanı paylaştığın arkadaşlarının hatta kardeşlerinin birer birer seni terk edercesine gidip yıllar sonra onları sacları ağarmış, yaşlanmış insanlar olarak görmek.
Kolay mı?
Üzerinden atladığın doruk fidelerinin yıllar sonra döndüğünde kurumuş hallerini görmek. Çan, kelek eşliğinde sürülerinle gittiğin yayla yolarının kapandığını görmek. Kolay mı dizinin dibine oturup hikâyelerini dinlediğin, bayramlarda elini öptüğün dağ gibi adamların şimdi mezarlarına gitmek? Mek mek…
Her midem ağrıdığında doktor bana “Bir sıkıntın mı var? Çok evhamlısın” diye sorar. Yo hayır desem de bende evham bitmez ki. Belki de duygusallık mide ağrısıdır. Belki de Rahmetli Mehmet babamın “Hıdır gilin Ahmet ölmüş” dediklerinde aradan saniye bile geçmeden “Vah Yavrum!” deyip gözünden yaşların boşanmasıdır.
Tarifi ne olursa olsun. Duygusal olmak zor ama güzeldir. Nedenini bilmesem de herkes kadar bende duygusalım. Bundan da şikâyetçi değilim.
Duygusal olmam beni sevdiklerime yardıma iter. Onların mutluluğunu kendi mutluluğumdan önce görmemi sağlar. Ve bu durum herkes tarafından olmasa da birçok insan tarafından sevilmeme neden olur. En azından ben öyle hissederim. Rahatlarım.
Eğer duygusallık benim tarifim gibiyse,
ve eğer başkalarına göre bu bir hastalıksa ,
bu hislerle yaşamak, beş altı yıl erken ölmeye değer doğrusu…
Esen kalın..Sevgi ile kalın…..
örnek alınacak insan yazısı için tıklayınız.
Bugün: 1
Toplam: kez okundu
