şadı özlemimiz, şadı ortak noktamız
Mustafa Tahsin Güvendi

cevdet güvendi

şadı (çatalağaç) köyü

Doğum yerim Şadı Köyü.

Köyümüzün adı 60’lı yıllarda Çatalağaç olarak değiştirildi. Değiştirilirken o tarihteki muhtar ve köy ihtiyar heyetinin yeni köy adına itiraz ettiklerini de çok iyi hatırlıyorum. Sonuç alınamadı.

İlkokulumun kapısının üstünde “ŞADI KÖYÜ İLKOKULU 1960” yazıyordu. 1969-1970 Öğretim yılında öğretmenim İrfan Temel tarafından tabela ÇATALAĞAÇ İLKOKULU olarak değiştirildi.

Bilindiği gibi coğrafi isimler, etnik kimlik oluşumunda köken ilişkilerini kanıtlayan önemli verilerdir. Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecinde elde kalan Anadolu toprakları için artık burası Türk Yurdu demek ve kanıtlamak için 1908’den itibaren bir plan dâhilinde Rumca, Ermenice ve Bulgarca yer adlarının değiştirilmesine karar verilmiş, İttihât Terakkî Partisi başa geçtikten sonra da bu politikaya devam edilmiştir (1909-1916). Ne yazık ki bu yerleşim birimlerinin çoğunun adı bilinçsiz ve yetersiz kültür politikalarının sonucu “yabancı” sanılarak değiştirilmiştir.

Herkes gibi bende kendi kendime hep sordum. “Ben kimim, kimlerden ve nereden geldim.” “Dünya küresinde asırlardır Türklerin yeri neresidir.”

Bu konuda kitaplar okudum, öğretmenlerimi dinledim, konferanslar izledim, bileceğini düşündüğüm kişilere sordum. Dünya ve Türk tarihi hakkında genel olarak bilgi sahibi oldum. Fakat bizim yöre için detaya inilmediğini de gördüm. Bunun nedeninin de bizim oraların merkeze göre kenar mahalle oluşundan diye değerlendirdim. Derlediğim bilgileri sizlerle paylaşıyorum.

1. Yoğun tarih Roma-İstanbul-Mısır üçgeni merkez olmak üzere yaşanmış. Yağma ve tahribat neticesi, Orta Doğuda Osmanlı dönemi hariç, tarihe ışık tutacak bilgi ve belge kalmamıştır. (Kaynak: Prof. Dr. Bernard Lewis “Orta Doğu”)

2. Tirebolulu Hüseyin Avni Alpaslan “Trabzon Eli Laz mı?”Türk mü?” adlı eserinin “Trabzon Tigresindeki(Havalisindeki) Türkler Nice Türedi” adlı bölümünde Şakir Şevket’in Trabzon tarihinden şu bilgileri aktarıyor: (Sadeleştirilmiştir.)

İkinci Mehmet Han Trabzon havalisini ülkesine kattıktan sonra Ova’dan yüz bin Çepni Türk'ü geldi. Trabzon havalisine yerleşti. Çepniler'in titizliği yerleştiği yerde kavga, gürültü doğurdu. Bu kavgalar üzerine o adamlardan birçoğu dikiş tutturamadı! Kaçtı. Santa, Korum, Maçka çevresinde bulunanlar ile şurada burada göze çarpanlar yerli yerinde kaldı. Yerlerinin sarplığı işlerine yaradı. Trabzon kentinde Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan'ın yardımıyla yerleşmiş Türkler dahi var idi. İşte bu havalinin ilk Müslümanları.

Bu yerlere Çepnilerden başka birçok Türk aşiretleri de gelmiştir. Bunlar: kurdukları köye, oturdukları yere aşiretlerinin adını takmıştır. Tirebolu'da Çeğel, Eymür, Üregir, Şadı köyleri o yerlerde yerleşmiş Çiğil, Eymür, Üreğir, Şadı Türklerinden başka kişiler değildir. Bu Anadolu'nun her yanında göze çarpar (Kaynak: Ayhan YÜKSEL “Giresun Tarihi Yazıları” shf. 214-215)

3. Kadim Türk boylarından olan Şadıllılardan bahseden tarihi kaynaklar hem mekân, hem de zaman bakımından oldukça geniştir. Şöyle ki, ilk defa Şad sözü, Asur ve Urartu kaynaklarında gördüğümüz Şad, Şadılı sözleri mekân bakımından Urmu gölü havzası ve İran bölgesinde, sonraki tarihi dönemlerde Şad sözüne Orhon Anıtlarında ve Çin kaynaklarında rast gelinmektedir.

Büyük Hazar halkının küçük bir kolu olan Şadılı boyu İran mahallinde son 1500 yıllarında Aslan Sultan, Şadılı ve Abaskulu beylere kadar bir sürü tarihi simalar yetiştirmiştir. ( Kaynak: http://history.azerall.info)

4. ŞADILILAR Horasan'dan gelmişlerdir. Osmanlı Tahrîr Defterlerinde "Yörükan Taifesinden" gösterilmişlerdir.

5. Anadolu’daki Şah İsmail yanlısı Türkmen Alevi Oymak-boy isimleri şunlardır: Rumlu, Ustacalu, Tekelü, Şamlı, Bozok, Dulkadır, Varsak, Çepni, Turgudlu, Türkmen, Bozcalı, Acırlu, Hınıslu, Çemişkezeklu, Avşar, Kaçar, Sad’lu, Arapkirli, Alpavut, Bayat, İspirli, Sil Süpür, Baharlı, Cakirlu, Bayburtlu, Otuzikilu, Karaman. (Kaynak: Prof. Dr. Faruk Sümer “Safevi Devletin’in Kuruluşunda ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü”)

6. Giresun’un doğu kısmı, Danişmentliler döneminde Trabzon’un güneyine yerleşmiş Çepniler tarafından Türk topraklarına katılmıştır. Onlar, Kürtün’den hareket ederek Harşit vadisi yolu ile Karadeniz’e erişmişler ve bu vadinin iki yanındaki güzel toprakları yurt edinmişlerdi. Fatih Sultan Mehmet 1461 yılında gerçekleştirdiği Trabzon seferi sırasında, Kürtün, Dereli, Giresun, Tirebolu, Eynesil, arasındaki geniş kırlık kesim Çepni beylerinin elinde bulunuyordu. (Kaynak: Hasan DEMİR “Türk Kültürü ve Hacı Bektaşi Veli Araştırma Merkezi”)

7. Fatih Sultan Mehmet 1461 tarihinde Trabzon’u topraklarına kattıklarında, Trabzon da Ortadoks Türklere rastladığını ve kendisine yardım ettiklerini söyler.

Yunanistan ile Türkiye arasında yapılan nüfus değişiminde sırf dinleri yüzünden Yunanistan’a göç etmek zorunda kalan birçok Türk ailesi olmuş ve bunlar büyük çileler çekmişlerdir. (Kaynak: Prof.Dr. İlber ORTAYLI)

8. İlk Müslüman Türk devletleri Karahanlılar ve Tulunoğullarıdır. Bu tarihten itibaren Türkler İslam dininin bütün sorumluluğunu üzerlerine almışlar ve resmi mezhep olarak da Sünni mezhebini desteklemişler. Bu sayede birlik ve beraberliklerini sağlamışlar, kimliklerini korumuşlardır. Ünlü vezir Nizammülmülk tarafından kurulan ve bilimde sanatta aydınlanmamızda büyük katkısı olan nizamiye medreseleri de Sünni mezhebinin kaleleri olarak bilinir. İmam Gazali de bu medreselerde bir süre öğretmenlik yapmıştır. ( Kaynak: Prof. Dr. Erol GÜNGÖR “Tarihte Türkler”)

9. “Profesör Afet’in 200 Türk kadını üzerinde yaptığı tetkik 85.06 vasatini vermiştir. Bundan çıkaracağımız netice; Anadolu’da ve Hatay’daki Sünnilerin 81-85 ve Alevilerin 85 vasati verdikleridir. Birakisefal olmayan bir camiada bu endisleri bulmak imkân dışındadır. Gerek Anadolu’da gerek Hatay’da Aleviler başkalarıyla evlenmedikleri için onların kafa vasatileri 85’den aşağı düşmemiş ve kendileri de tamamen fort birakisefal kalmış görünüyor.” Not: Kafatası endisi, antropoloji biliminde toplulukları fizyolojik olarak tasnif de geçerli bir ölçüttür. Bu ölçütün, belirli bir ırkın üstünlüğünü savunan “kafatasçılıkla” ilgisi yoktur. ( Kaynak: Ali Tayyar ÖNDER “Türkiye’nin Etnik Yapısı” Shf.304,305 ) .

10 . Şahısların ön adları dinlerini soyadları milliyetlerini gösterir. ( Kaynak: Prof. Dr. Bozkurt GÜVENÇ “Türkler” )

11. Kavimler göçü yol olarak Karadeniz’in kuzeyini tercih etmiş. Napolyon ve Hitler; Kafkas, Orta Asya ve Orta Doğu zenginliklerine ulaşmak için Rusya üzerini seçmiş ya da Rom mel olup çölü geçmeyi denemiştir. 1919 tarihinde bütün dünyanın desteğini alarak Anadolu’ya çıkan Yunan ancak Polatlı’ya kadar gelebilmiştir. Anadolu’ya çıkan 230.000 mevcudundan geriye 80.000 kişi dönebilmiştir.

Hitler ikinci dünya savaşında Türkleri sevdiğinden değil Anadolu coğrafyasından korktuğu için bize saldıramamıştır.

Bunların hepsi Anadolu’nun çok zor coğrafya şartlarına sahip olduğunun kanıtıdır. Bundan dolayı Türkler Anadolu’ya; büyük gruplar halinde, Balkanlar, Irak ve Suriye üzerinden girmişlerdir.

12. Tarih iyice irdelenirse, Anadolu’nun en az 5000 yıllık Türk yurdu olduğunu ve batılı kaynakların bunlara TURANÎ KAVİMLER (Sümerler, Etiler, Urartular….) dediklerini, göçebe olarak gelip yerleşik düzene geçtiklerini, M.Ö. 3200 lere kadar derinlemesine inildiğinde bunları görebileceğimizi belirtirler. Yine batılı kaynaklar, Troyalıların (M.Ö. 85 – M.S. 500) Türklerin ataları olduklarını söylerler. Truva savaşında yenildiklerini, Kafkas dağlarının arkasına sürüldüklerini söylerler. Fatih Sultan Mehmet Han 1453 tarihinde İstanbul’u aldığında; batılı tarihçilerin “Türk Hakanı Troyanın öcünü aldı” dediklerini görüyoruz.

Gerçekten Fatih 1462 de aynı bölgeyi (Çanakkale) ziyaret edip “öcünüzü aldım” demiştir. Aradan 500 yıl geçip 1922 de Atatürk, ünlü büyük taarruzdan sonra “Dumlupınarda Troyalıların öcünü aldık” demiştir. ( Kaynak Ferit Erden BORAY “Bilinmeyen Tarih ve Türkler” cilt.1,shf.36, 47, 48)

13. Yukarıdaki bilgiler ışığında bizim köyü (Şadı köyünü) değerlendirirsek;

(a) Tarihçiler “Tarihte hiçbir yerleşim merkezi yeniden kurulmamış” derler. Dünyada yeniden kurulan yerleşim merkezine iki örneği İspanya ve ABD de gösterirler. Bu iki ülkede hala yerleşim sorunu yaşandığını ifade ederler. Dolayısıyla bizden önce köyümüzde başka insanlar yaşamıştır.

(b) Yüksek kesimlerde (yayla) ve köyümüzde anlamını bilemeyeceğimiz yer/mekân adları yoktur. Sahile inildikçe yabancı adlara rastlıyoruz. Bu da birlikte yaşanmadığını, karışımın olmadığını, terkedilmiş yerleşim bölgesine yerleştiğimizi gösterir.

(c) Bizim yaylada ve köyde altın arayıcıları haricinde bilimsel kazı yapılmamıştır. Eğer yapılsaydı köyümüzde bizden önce yaşayanlarında Türk oldukları kanıtlanırdı diye düşünüyorum.

(ç) Askeri coğrafya incelendiğinde; Karadeniz sahilinden Anadolu’ya geçebilmek için ya Tirebolu-Gümüşhane yolunu (Harşıt Çayı vadisi) ya da Samsun - Amasya yolunu kullanmak zorundasınız. Terside böyledir. Bu güzergâhı çok göç kullandığı için, obaların, sülalelerin karışmış olmaları da olağandır.

(d) Dini inanç olarak, Şadı Köyünde her ailede mutlaka bir Ali vardır. Eski cami yanı, yeni cami, cem evi ( Durmuş Ağabeyimin evinin olduğu yer), Osman gil, Ömerli yanı gibi yer adlarının bulunması, köyde hem alevi hem de Sünni mezhebinden olanların varlığını, birlikte yaşadıklarını gösterir. Doğankent’e medrese (Sünni mezhebinin kaleleri olarak bilinir) açıldıktan sonra da ücra köyler hariç herkesin Sünni mezhebine geçmiş olabileceğini değerlendiriyorum. Ben Dedemden ve Babamdan köyün ileri gelenlerinin toplanıp karar verdiğini ve Alevilerinde Sünni mezhebine geçtiklerini duydum.

14. Bizim dedemiz olan ÇÜÇÜ; Urfa - Refahiye/Erzincan güzergahını takip ederek 1780-90 yıllarında Şadı köyüne ulaşmış. Başlangıçta Köse deresi mevkiine yerleşmiş. Oğulları Got Hasan, Hışır Ali, Kara Mustafa, Kavgacı, Yesir ve Müsellim dir. Oğulları büyüyünce; Kara Mustafa’yı Sunagıran’ına yerleştirmiş. Mahallenin eski sakinleri (Pir ve Pirdalların dedeleri ) buna çok zorluk çıkarmışlar. Oda gidip babasına ağlamış. Bunun üzerine Çüçü dedem; Got Hasan’ı ve Hışır Ali’yi yanına alıp gelip aynı mahalleye yerleşmiş. Yesir, Kavgacı ve Müsellim’i Derindere tarafına yerleştirmiş. Bizim soyumuz bunlardan türemiş. Sonradan oluşan hısımlıklar hariç tutulursa; soyadlarımız aynı olmasına rağmen, Ekizgille, Gambergille ve Tahsildargille kan bağımız yoktur.

Konu ile ilgili birde anı anlatmak istiyorum. Çüçü Dedem bizim mahalleye yerleşme aşamasında iken; ( Çüçü’nün oturduğu ev; bizim körük/Atolye’nin olduğu yer, Kara Mustafa, Kendi adında Mereğimiz var, Got Hasan Fikriye ablamın oturduğu ev, Hışır Ali Eski ev yanı ya da büyük bahçedeki eski ev). Pirdellioğullarından Uzun İbrahim her akşam gelip Kara Mustafalı mereğinin arkasında erik ağacımız vardı (O ağaç o zaman da varmış) o ağaca çıkıp bizimkilere ateş edermiş. Bir gece yine aynı ağaca çıkmış önüne bir çul asmış ve oradan hem ateş ediyor hem de Çüçü beni öldürüyor diye bağırıyormuş. Babası gelmiş “Nerene ateş etti göster demiş.” Uzun İbrahim “Aha buradan geçti kurşun” demiş ve çuldaki deliği göstermiş. Babası “buradan geçen kurşun seni öldürürdü oğul, ay ışığında Zerdava’yı vuran Çüçü bir karış mesafeden seni vuramadı mı?” deyip oğlunu alıp gitmiş. Dedemden ve babamdan bu hikâyeyi yüzlerce kez dinledim. Bunu o mahalleye yerleşmemizde bir dönüm noktası olarak görüyorlardı. Her anlatışlarında heyecanlanıyorlardı ve kahkaha atıyorlardı. Bende onlarla heyecanlanıp duygulanıyordum.

15. Yazımı son iki anımla kapatmak istiyorum. Yıl 1977 Harp Okulu 1’inci sınıftayız ve Türk Kültürü Tarihi dersimize Prof.Dr. Bahaeddin ÖGEL geliyordu. Söz arasında Asistanlarından birisinin de Güney Koreli olduğunu ifade ediyordu. Bir ara hoca “çocuklar ben göremeyeceğim ama 15-20 yıl içinde yeryüzünde 10’un üzerinde Türk devletinin kurulduğunu göreceksiniz. Belki adları Türk devleti olmayacak ama herkes onların Türk devleti olduğunu bilecek” dedi. Arka sıralardan bir arkadaş “hocam imkânsız” dedi. Hoca döndü “eğer yanılıyorsam tarihe inanmayın çocuklar” dedi. Yine arkadaşlardan birisi “hocam Korelinin sizin yanınızda işi ne” diye sordu. Hoca “Her ülke kendisini bir kaynağa/kök’e bağlamak istiyor. Kore de bizden kendi soylarının Türk olduğunu kabul etmemizi istiyor ” dedi. Yine aynı hoca ders esnasında “bana Sovyetler Birliğine her gittiğimde sorarlar “Sizin bu Alevi - Sünni sorununuzun sonu ne olacak” diye. Bende kendilerine; “bir zamanlar Aleviler saz çalar, türkü söyler, içki içer, namaz kılmazmış, şimdi Sünnilerde aynı şeyi yapıyor. Sorun nerede derdim” dedi. Tanrı rahmet etsin. Hoşça kalın.

 

Cevdet Güvendi

cevdet_8128@hotmail.com


Toplam Yorum: 1


Gön: A.Öner MERAL (IP: 88.248.78.95) Tarih: 17/07/2008 23:39
Aydınlanmak
Sevgili üstad, yazınız bilgilendirme açısından güzel bir yazı. Lakin bizim insanımız öz sıkıntısı çekmektedir. Her zaman söylemişimdir. İnsan kendini ne hissediyorsa o dur. Sevgilerimle


YORUM EKLE
(*) Lütfen Tüm Alanları Doldurunuz.
Adınız - Soyadınız :
Email Adresiniz :
Yorum Başlığı :
Yorumunuz :

Bugün: 1
Toplam:  kez okundu

duyuru panosu

şadı köyü bölümünüz        açılmıştır             hayırlı olsun       yazı - resim           ve                 videolarınızı             bekliyoruz        şadılılar adına sevgilerimle


Mustafa Tahsin Güvendi