
hayatım
Bazen yaşadıklarımı düşündükçe vay be! Hayat ne kadar da uzunmuş ,diye hayıflanırım.
Babam 1960 yılının gücük( şubat) ayında doğduğumu söylerdi. Ama nüfusa 1962 olarak yazdırmış.
Çocukluğum hep Cevdet Dayım ile abim İhsan’ın gölgesinde geçti.Mahallede genelde Laz gilin Mustafa ve ismail’le dolaşırdım. Buna yaylada Talipgilin Mustafa da eklenirdi.
Hayatta hiçbir şeye hiçbir zaman ciddi olarak bakmadım.Hayatım tesadüflerle dolu .Hiç bir şeyi planlayarak yapmadım.
Öğrenciyken okumanın gereğine inanmadım.Eğer inansaydım,eğer beni yönlendiren birileri olsaydı bugünkü konumum çok farklı olabilirdi. Okumanın gereğine inandığım zaman çok geç olmuştu.
Okul çağına geldiğimde saçımda bir dökülme oldu.Onun için bir yıl başımda peşdamal sarılı dolaştım.Babam okulda eziklik hisseder diye beni okula bir yıl geç gönderdi.O yıl saçım yeniden çıktı.Ama ben başım kapalı gezmenin ezikliğini bir türlü üzerimden atamadım.
Beni okula ilk gün Cevdet dayımla gönderdiler.Dayım beni büyük sınıfta bir sıraya oturttu. İlk teneffüse çıktığımda çocuklar dışarıda oynarken ben sınıfa girdim ve çantamı çalmışlar diye dayıma koştum.Dayım geldi ve “Yakup işte çantan burada” dedi.Meğer ben sıramı bulamamışım. O gün değirmen deresinin ortasında bir taşa oturup ayranla ekmeğimizi yedik.O yemeği hatırladıkça mutluluğun ne çok tarifi olabileceğini düşünürüm.
Birinci sınıfta Osman Coşkun diye bir öğretmenimiz vardı.Beni sözlüye kaldırdı ve “Aile nedir? Diye sordu. Cevaplayamadım.Ardından bir tokat ve karneye Hayat Bilgisi Zayıf….Bu İlkokulda karnemde gördüğüm tek zayıf olarak hafızamdaki yerini hep korudu.
İlk okuldan sonra o günkü adıyla Maarif Koleji ni kazandım.Babam beni Samsun a elemeye götürdü. Babam diğer velilerle sohbet ederlerken dinledim.Öğrenci velilerine Senet imzalatıyorlarmış.Eğer çocuk okuyamaz, ya da okulu herhangi bir nedenle terk ederse bu para veliden tahsil edilirmiş.. Sohbetler esnasında babamın yüzünün aldığı hal , hala gözümün önünde..Bunu dinleyen ve babasını izleyen ben daha sınavı kazanır mı.Tabi bildiğim soruları bile yanlış yaptım..
Ve nihayet Doğankent orta okuluna kayıt yaptırdım.Bizden büyük ağabeylerimizin bu okulda çektiği sıkıntıları bildiğim için çok çekinerek okula vardım.
İlk gün matematik öğretmeni bir soru sordu.Kimseden ses yok. Ben söylesem mi söylemesem mi diye düşünürken parmak kaldırdım.Ve cevabı söyledim. Soru zor olmalı ki öğretmen şaşırdı.Adımı soyadımı duyunca daha da şaşırdı ve tesadüf sanarak beni tahtaya kaldırdı..Bir soru bir soru daha hepsini yaptım. Öğretmen teşekkür etti.Bu durumu görünce orta okulun çok zor olmadığı kanısına vardım.
Doğankent orta okulunda bir hafta okuduktan sonra yatılı lise sınavları açıklandı ve Rize Lisesi orta kısmına nakil yaptırdım.Siyasetle de bu okulda tanıştım.Siyasal alanda bir şey bilmememiz bizi yanılgılara sürükledi.Başkalarının etkisi altında bıraktı. İster istemez bir tarafta buluyor insan kendini.Hiç bir taraftan olmazsan daha da zor.Hiç arkadaşın olmuyor.
Bu okulda 4 yıl okuduktan sonra okulun yatılı kısmını dağıttılar.sırayla önce Erzurum Lisesi ne,daha sonra da İstanbul Haydarpaşa Lisesine gittim.
Rize deki kargaşalardan korunmamda olsun okuldaki naklimin alınmasında olsun Egeligilin Abdurrahman ın bende çok iyiliği var.
İstanbul daki yaşantım,kavgalardan dolayı okulda kalamamam,okula gidememem,bende büyük izler bıraktı. Öyle ki okulda kaldığım geceler gece saat birde okuldan kaçıp Mustafa Amcamlara sığındığım çok olmuştur.Ve daha sonraları da hep orada kaldım.Her gün sabah iki akşam iki olmak üzere dört saat yol gidiyordum.
Tatile geldiğimde babamın bana Oğlum gitme demesini çok bekledim.Ama O hep git dedi. Bütün bu olumsuzluklardan dolayı o yıl sınıfta kaldım.Belki de bu benim için çok iyi olmuştu.Çünkü 12 Eylül ve sonrasını Doğankent te geçirdim.
Bir yıl boşta kaldıktan sonra Doğankent Lisesi ne naklimi aldım. 1980-81 yılında bu okulda okudum.Hayatımın en unutulmaz öğrencilik yılıydı. Bir gün ders çalışmadan,bir tek defterle ve ona da bir kelime yazmadan okulu bitirdim.İlk aşkı da bu okulda yaşadım.Üzerimdeki bütün ezikliği bu okulda attım.Bunda Mustafa Tahsin Güvendi ve Ali İhsan Güvendi nin büyük katkıları oldu.
Ve büyük gün geldi çattı.Yani Üniversite sınavları..Herkes gibi ben de baş vurdum.Tabi okuldaki genel kanı birkaç öğrencinin kazanabileceği yönündeydi.Tabi bunların içinde ben asla yoktum.
Önce birinci sınav sonra ikinci derken bu okulun ilk üniversiteye giren öğrencisi ben ve İsmail Durkaya olmuştu.Birinci sınavı bile bizden başka kimse aşamamıştı.
Ağrı Eğitim Enstitüsü nü kazanmıştım.Kayıt yaptırmaya gittiğimde hiç ummadığım bir engelle karşılaştım. Askerlik muayenem eksikti.Süre yoktu.Giresun a gidip dönmem imkansızdı.Hemen Erzincan a Veyselgilin Ali abi nin yanına geldim.O nun orada çevresi geniş olmalı ki hemen muayenemi orada yaptırıp beni Ağrı’ya geri gönderdi.Bugün öğretmensem bunda Ali abi ninde katkısı büyük.
Bu okulda bir yıl okuduktan sonra Giresun a yatay geçiş yaptım.Ve 1983 yılında Pirdal soyadı ile başladığım öğrenimimi Pir soyadı ile tamamlayarak Giresun Eğitim Fakültesinden mezun oldum.(Babam aynı zamanda akrabası olan Sepetçi kızına evlat olması resmileşince Pirdal olan soyadımız Pir olmuştu.)
Kasım 1983 de Kırşehir , Kaman ilçesi, Eşrefli köyüne tayinim çıktı.Köylü acer öğretmen gelmiş diye toplandı ve bana bir kış yetecek ekmek yaptı. Hoca bunu ıslar yersin dediler. Onlar gidince üst üste yığdıkları yufka ekmeğinin üzerine biraz su dökerek ıslattım.Sabah kalktığımda tüm ekmeklerin içi hamur olmuş,tekerlek gibi dış kısmı kalmıştı. Bu köyde yıllarca anlatabileceğim anılarım geçti.Hala haberleştiğim insanlar var.
1987 yılında rotasyonla Hatay ili Samandağ ilçesine tayin oldum.Adından dolayı olsa gerek ben dağlık bir yer beklerken deniz kıyısında bir kasabaya gelmiştim.
Geldiğim yıllarda burada Türkçe yayın yapan hiçbir yayın organı yoktu.Birinci sınıfa gelen öğrenciler hiç Türkçe bilmiyorlardı.Üst sınıflarda tercüman öğrenci alarak sınıfa giriyorduk.Şimdilerde ise bu sorun yok.Zaten bütün veliler bizim önceden öğrencilerimiz.
Samandağ öyle bir yer ki gelmek kolay çıkmaksa çok zor.Burası bütün dinlerin birlikte yaşadığı muhteşem bir kasaba.Katolik,Ortodoks, Sünni, alevi ve yine Arap,Türk,Ermeni…Kısaca bir hoşgörü kenti.
1992 de Isparta da Talibo Mustafa,Cincigilin Hacı Bayram la birlikte üç ay askerlik yaptık.Burada da unutulmaz anılarımız oldu.Zaten hep derim bir gün bile askerlik yapsan bir ömür boyu anlatacak anıların olur.
1996 yılında Arap kökenli ve Nusayri olan eşimle evlendim.Eşimle bizi yan yana görenler , beni Arap,eşimi Türk sanıyor. Nazlıcan ve İremcan adında iki kızım var. Halen Samandağ ında uzman sınıf öğretmeni olarak çalışıyorum.
( Burada Ilazgilin musatafalarla tarla çıkardığım, Talibo ile kuzu kırktığım, Kömzelikten girip anamın yağlarını çaldığım günleri , Şaban Ali si ile Örümcek ormanlarından yaya yaylaya gittiğim günleri, Rahmetli Hacı Mehmet Güvendi de okurken Calacıgilin Bayram la birlikte Mecido Mehmet in armutlarını yediğim günleri , ayrıca askerlik, çobanlık ve daha nice anılarımı bir tarafa bırakıp hayatımın kayıtlı olan bölümünü anlatmaya çalıştım…)
Toplam Yorum: 0
Bugün: 1
Toplam: kez okundu
